Geçtiğimiz hafta 1 haftalığına tatildeydim. İzmir’in en uç noktası diyebileceğimiz yerlerden biri olan Dikili’de şöyle rahat bir tatil geçirdim. Tatilin 2. ya da 3. günü, Uşak’taki yengemlerle konuşurken, Vodafone’den uyarı mektubu geldiğini söylediler bana. Geçen yaz aldığım faturalı hattım vardı, onu 2009 Haziran’da Avea’ya taşımış, faturalarını ödemiştim. Sonradan bir fatura daha çıkmış gelmiş, bizimkiler de ödedik diye üstüne düşmemişler. Neyse dedik el kadar paradan dolayı icralık olmayalım Vodafone ile ödeyelim şu faturayı. Zaten faturayı yasal takibe vereceğiz demeleri de saçma. Daha önce 2 faturam olduğu halde böyle bir şey dememişlerdi. Şimdi Avea’ya geçtiğimden son öndeme tarihi 15 gün geçmesine rağmen, donuna kadar alırız sinyali atmışlar
Neyse dedim ödeyelim. Dikili çarşısında gezerken, gördüğüm Vodafone bayilerine tek tek sormaya başladım “Abi fatura ödemesi alıyor musunuz?”. Ama sonuç hep hüsran, kimse almıyor. Aklım Garanti’nin ATMlerinden her birşeyi ödeyebildiğim geldi. Hemen oraya gittik, numarayı filan girdim 13 liralık fatura için en fazla 20 lira yatırın, para yatırma gözüne dedi. Hayda, bizde de o ara en bozuk para 50 keat. Yapacak bişi yok, hemen bozdurdum geldim fakat ben gelene kadar – takriben 25 dakika- para yatırma ünitesine para sıkışmış; makina ödeme almıyor :/ Hay dedim böyle şansın. Neyse yarın yine deneriz. Yarın oldu gittim yine arızalı makina. Burada Garanti Bankası’na da ayrı bi kınama gönderiyorum. Yapı Kredi Bankası’na baktım, onlar da ATMden alıyorlar. Haydi bismillah, olmadı özür dileriz.
3. gün gittim Vodafone bayilerinden birine sordum, aga nasıl yatırcam ben bunu, başım belada
O da dedi ki ancak bankalardan yahut Ptt Bank’tan yatırabilirsin. Ben de tatili köyde geçirdiğimden, ancak geceleri gelebiliyorum ilçe merkezine. Ziraat Bankası, canımız ciğerimiz dedim sarıldım ATMsine. Ama onlarda da genel bir eksik, para yatırma haznesi yok. Eğer olsa en kral banka tartışmasız Ziraat. Neyse dedik, sürenin dolacağı gün Ziraat Bankası’ndan yatırdım faturayı. Ama 13 liralık faturayı yatırabilmek için, en az 20 liralık yakıt yaktım
Sözüm sana Vodafone, bayilerine neden fatura tahsil imkanı vermiyorsun; çok mu zor bu şey? İlçe dediğim yer, İzmir’in ilçesi ve turistik bir yer. Öyle bizim buradaki gibi köyden upgrade olmuş ilçe değil.
Yazar: Emre A |Kategori(ler): Entresan, Kafamı Bozanlar, İletişim | 2 Yorum →
Brad Pitt ile Angelina Jolie’nin evinin havuzunda yapay bi şelale ve şelalenin arkasında da yapay bir mağara varmış. Ben görmedim. Asoşeytıd Press ya da ona benzer bir şeyin yalancısıyım.
Başka bir sayfada daha önce yazdığım gibi. Çakma GUCCI pantolondan orijinal GUCCI POUR HOMME’a terfi etmiştik
Ve çok da isabetli olarak “aynı parfümü tarlada terlemiş Mehmet Emmi üzerinde denemek ve Brad Pitt’in üç gün ahırda ineklerle uyumuş haliyle mukayese etmek istiyorum. Suya sabuna ve evrimleşmeye dokunmadığıma göre TÜBİTAK’tan teşvik alabilirim” demiştim.
Yanılmamışım. Üzerine orijinal GUCCI POUR HOMME dökülünce Mehmet Emmi bir seks ikonu olabilir. Çünkü güdüler karanlıkta kokuya odaklanır. Omurilik soğancığı bir süreliğine Mehmet Emmi’yi Brad Pitt ya da daha kötüsü Fight Club’daki partneri Edward Norton’muş gibi algılayabilir. Ben ikincisini birincisine her türlü yeğlerim. Brad’in yüzü ve ismi çok eskidi. Ama omurilik soğancığım Mehmet Emmi’yi algılar algılamaz ne yaparım bilmem
Şimdi gelelim her gün bal yiyenin baldan bıkması meselesine. Beni egosu büyük diye tabir ettiğim adamları elinde çivili mağara adamlarından bahsediyorum sananlar var. İşte çivili mağara adamı öyle olmaz böyler olurmuş! Dünyanın gözü üzerinde olan bir çifti bile mağaralarda şelalelerin altında sevişmekte bulmuş çözümü. Üç gün ahırda ineklerle uyutturup getirtiyormuş Angie sevgilisini yanına. TÜBİTAK’tan teşviki o almış anlaşılan.
Erkekleri mağara adamı olarak mı görmek istiyoruz yoksa zaten hali hazırdaki mağara adamlarının kravatlarını çıkartıp onları doğal ortamlarına mı salıyoruz? Birşeyleşemediğimizi söylemiştim: Evrim henüz çarkını tamamlayabilmiş değil. İnanmamıştınız.
Önemli olan ucu sivriltilmiş ve çiviler çakılmış kazıklarıyla iki adımı zor atan ucube kahramanlar o kazıklarıyla kalbimizi de mi acıtıyor yoksa sadece bedenimiz mi eziyet gören bunu ayırt etmek.
Gerisi zenginin yapay şelalesi züğürdün blogunu(burada kendime yönelik iyelik eki koydum bloga patron züğürt benim yani) doldurur hesabı.
Yazar: atacamadesert |Kategori(ler): Aşk Meşk, Entresan, HaBeRLeR.., Kafamı Bozanlar, Kişisel, Memorystick | 1 Yorum →
..bir toplum hayvanlara davranış şekli ile değerlendirilir..
gandhi
Berlin Hayvanat Bahçesi’nde 2007 doğumlu Knut adındaki kutup ayısı için İtalyan sevgili bulunmuş. Tabii ki yalnız kalpler sütunundan olmamış bu iş. Ya da Knut nette gezerken Skype’den İtalyan bir kızla tanışmamıştır herhalde
Münih Hellabrun Hayvanat Bahçesi’nde İtalya doğumlu Gianna adında bir bağyan kutup ayısı yaşıyormuş. Yalnızlıktan mustarip bu bağyan kutup ayısının tek emeli helal süt emmiş evinin erkeği olabilecek bir kutup ayısı ile hayatını birleştirmekmiş. İşte sayın hayvanat bahçesi yetkilileri bu bağyanla bu bay kutup ayısını bir araya getirmeye karar vermişler.
İtalyan dilberini çeyiziyle hayvanat bahçesindeki malikanesinin kapısında karşılayan Knut fotoğraf çekmeye çalışan gazetecilere “Lütfen özel hayata müdahale yok. Yarın bebeğimiz olunca basına bir balkondan sallayarak gösteririz nasıl olsa!” demiş ve evinin kapılarını kapatmış.
***
Muğla merkezde iki katlı ahşap evde çıkan yangında, uyuyan 49 yaşındaki Huriye Öz’ü 14 yıldır beslediği ‘Deyzi’ adlı Terier cinsi köpeği alevlerden kurtardı. Ahşap ev tamamen kül olurken, Deyzi, mahallede kahraman ilan edildi.
Ne zaman insanlar, hayvanlara ve insanlara, hayvanların insanlara davranabildiğinin onda biri kadar insancıl davranır bu memlekette, o zaman adam oluruz.
Ama biz görmeyiz..
Yazar: atacamadesert |Kategori(ler): Dalgalı Bulutlu, Entresan, HaBeRLeR.., Hayat - Ölüm, Kafamı Bozanlar, Kişisel, Memorystick, Sevgi İşi | Yorum Yok →
“Kürtaj hapını kullanan da hapı veren de dinden çıkar”..
Keşke hiç gayrimeşru çocuk doğmasa. Keşke yeni yetme genç erkekler yeni yetme genç kız arkadaşları ile bilinçsizce ilişkiye girmese. Keşke evli erkekler başka kadınlardan çocuk peydahlamasa. Keşke evli kadınlar başka erkeklerden hamile kalmasa. Keşke sevgili olan insanlar bakamayacakları bir çocuğa gebe kalmasalar.
Keşke hormonlar sadece insanlar evlendikten sonra aktive olsa. Keşke ergenlik diye bir şey olmasa. Keşke kadının da erkeğin de doğurganlığı, doğurganlığa giden dikenli taşlı yolda başlarına neler gelebileceğini keşfetmekten henüz çok uzak yaşlarda başlamasa. Keşke kadınlar erkekleri sadece meşru iken yani evli iken arzulasa.
Keşke çıplak tenin çekiciliği veya tensel temasın yol açacağı ihtiraslar hiç bilmeyenlere ve hiç görmeyenlere görsel işitsel ve yazılı tüm araçlarla geceli gündüzlü duyurulmasa. Keşke kadınlar erkeklere, erkekeler kadınlara, erkekler erkeklere, kadınlar kadınlara, çocuklar erkekelere ve kadınlara gizli ya da açık pazarlanmasa.
Keşke kadınlar istemediği halde kocası tarafından ilişkiye zorlanmasa. Keşke kadınlara, kızlara, erkek ve kız çocuklarına tecavüz edilmese. Keşke insanlığın en eski mesleğini icra eden kadınlar kimden olduklarını bilemedikleri çocuklara iş kazası nedeniyle hamile kalmasa. Keşke ensest ilişki nedeniyle hamile kalmış çocuk yaşta kızların doğurduğu bebeklerin babasının DNA testi ile kızın abisi olduğu ortaya çıktıktan sonra bile ‘test yanlış biz yine de kızı vurcaz’ denmese.
Ya da keşke sadece evli erkekler sperm evli kadınlar yumurta üretebilse. Keşke spermler evli olmayan bir kadınla bir erkek arasında alışverişteyken en öndeki öncü sperm birden kolunu yukarı kaldırıp yumruk yapsa ve ‘arkadaşlar geri dönüyoruz bu yumurta ile aramızda evlilik anlaşması yok henüz’ dese. Keşke yumurtalar ısrarcı spermleri kapıdan geri çevirse ve ‘evlenmeden olmaz şekerim’ dese.
Keşke doğabilir meşru ama down sendromu, lösemi, fenilketonüri, kalp yetmezliği ile ya da erken doğarak doğada tutunamayacak çocuklar zamanından önce rahmi terkedip gitse. Keşke tıp ilerlese herkes ne cinsiyette nasıl gözlü ne renkli saçlı ve ne renk tenli bebek doğurmak istediğini söylese de doktorlar ortaya karışık yapabilse.
Keşke tek çocuğa izin verilen dünyanın en kalabalık ülkesinde kız çocuklar cahiliye devrinden bu yana bulunmuş en güzel kız çocuk ortadan kaldırma yöntemi ile refah içindeki batılı ülkelere evlatlık verilmese.
Böylece 29 yılda 29 kadının ölümüne sebep olduğu iddia edilen RU486(Mifepriston) adlı kürtaj hapını kullanmaya gerek kalmasa. Ve evet Papalık Hayat Akademisi Başkanı Monsenyör Elio Sgreccia’nın da dediği gibi keşke bu hapı kullananlar ve hapı veren doktorlar da dinden çıksa..
..dininden çıkmayan herkes daha mutlu olsa..
Yazar: atacamadesert |Kategori(ler): Aşk Meşk, Dalgalı Bulutlu, Entresan, HaBeRLeR.., Hayat - Ölüm, Kafamı Bozanlar, Memorystick | 2 Yorum →
Yalın’ın çıkış şarkısı vardı: “Zalim oyun bozan/Sen de bu büyü de yalan!” Özgün’ün ise bence Bülent Ersoy’un bile söyleyebileceği tarzda bir şarkısı: “Haram olsun/Yıllarım olmuş ziyan/Sende unut beni yok yere sevdiğini”
Okan Bayülgen bir programında Kenan Doğulu ve benzerleri demişti. Severim Okan’ı. Akıllı adamdır. Kenan Doğulu’yu da severim. İyi çocuktur
Bence kalıcı müzisyenlerdendir. Eski şarkıları da dinlenebilen. Mevsimlik müzik yapmayan. Ama işte benzeri ve muadili çıktığı zaman piyasaya insanın biraz daha dikkatli olması gerekiyor.
Baktım bu yaz herkes kaset çıkarmış. 80li yıllardan kalma deyimle
. Aslında albüm çıkarmış. Yeni yetme deyimle: CD’si çıkmış indirdin mi?! Yalın bir saç modeli yapmış bir kostüm falan. Eksik bir Jim Carrey bakışı ve Johnny Depp’in fantastik filmleri gibi bir kılıkla bakıyor albüm kapağında. Çıkış şarkısı da bir o kadar neşeli ve klibi sürükleyici: Ah be kardeşim!
Özgün’ün yeni albümünün çıkış şarkısı ise ‘Kız Zilli’ (aslında ‘Zilli’ ama bence ‘kız zilli’ olmalıymış
) Çok neşeli, tam coşturmaca olayı:”Tek elle kopça çözüp öpmeyi de bilirim/Bu kız zilli fakat ben yola getiririm”
)
Klip ve melodi biraz Ricky Martin üstü hafif Enrique İglesias soslu çok hoplatmacalı az düşündürmeceli bir olay. (Bu arada tek elle kopça çözebilenler parmak kaldırsın
)
Gelelim esas oğlana. Bekliyorum hala zıplatmadı ortalığı. Kenan Doğulu yani. Klibi dönmeye başlamış. Albümdeki ilk iki şarkının isimleri şöyle: 1. Patron??2. Rütbeni bilicen???
Patron sensin tamam Kenan kardeş ama rütbeni bileceksin. Sıralamadan düşmeyeceksin. Benzerin ve muadillerin çıktığı için müzisyenliği bir adım önde bir adam olarak kulağımızın pasını silmelisin. Sosu da yemeği de senden olmalı. Düşündürmemeceli şarkılardan bahsetmişken senin öyle bir lüksün yok. Dokundurmalı, değdirmeli, eğlendirmeli ama düşündürmelisin. Tek elle kopça çözmekten çok daha fazlası yani
Hayran kitlesi denilen şey çıtanı sürekli yükselttiğin zaman hoşnut olur. Nankörüz o konuda. Çıtasız takip ettiğimiz kişiler de vardır Sezen Aksu gibi. Ama onun her türlü çıtayı zaten hali hazırda devirdiğini herkes biliyor!
Sonra bir bakarsın: Zalim oyun bozan/Yıllarım olmuş ziyan/Biz de unutalım seni yok yere sevdiğimizi..
Yazar: atacamadesert |Kategori(ler): HaBeRLeR.., Kafamı Bozanlar, Memorystick, Müzik | 1 Yorum →
1957′den kalan bir şarkıydı başlıktaki. 2 tane sakalı çıkmamış taze Amerikan genci ellerinde gitar ve aynı takım elbiseyle gülerek bu şarkıyı söylüyorlardı. Şarkı kısa ve basit cümlelerden kurulu olsa da içerdiği anlam büyüktü. Gidiyorum bütün aşklar yüreğimde gibi söylenmiş fakat biraz hareket katılmıştı.
Diyorduki şarkıda, “Bye bye love, bye bye happiness” yani seni ben ellerin olsun diye mi sevdim Türkçesiyle. Bu şarkıyı çoğumuz ilk defa Organize İşler’de duymuşuzdur. Mafya rolünü oynayan Cem Yılmaz’ın, sürekli “Bacımsın” diyen sağ kolu tarafından söylenmişti. Güle güle aşk, güle güle mutluluk. Ve elbette merhaba yalnızlık, nasıl çoluk çocuk filan. İşin özü güzel şarkıdır vesselam. Ben de 4 sene önce “love”a bye bye demiş birisi olarak, bu 1957 yapımı şarkıyı başta küçük görümcem olmak üzere, eltilerime, büyük kaynıma(küçüğünü hiç sevmem şerefsizdir), bacanaklarıma ve şen dul küçük görümceme armağan etmek istiyorum. Bu şarkı da kesmezse siz yalnız kovboyları, A Lucky Luke soundtracki olan “I’m a poor lonesome cowboy”u denemenizi tavsiye ederim.
Yazar: Emre A |Kategori(ler): Aşk Meşk, Video | 4 Yorum →
Damacana’yla seks? Ne demeli ki? Can Dündar bugünkü Milliyet Pazar’da yazmış zaten yazılabilecekleri.

Benim aklım da Dündar gibi hemen Türk sinemasının nadide örneklerinden biri olan Kutsal Damacana’ya gitti. Diğer nadide örnekler olan Maskeli Beşler serisi gibi bu filmi de maalesef 11 saatlik bir metro turizm yolculuğunda izlemek zorunda kaldım. Aslında izlemek denmez. Sadece sahne akışına baktım. Kulağımda kulaklık vardı. Ve filmi sesiyle beraber izleyebilecek kadar sabrım yoktu.
Tebdil-i Mekan’daki Türk Sineması Gelişsin mi? adlı yazıya yaptığım iyiler de kötüler de üretilsin kalan sağlar bizim olsun tonundan yorumumu geri alıyorum. Yok. Öyle her aklına gelen her şeyi film yapmamalı. Her taşın altını kaldırdığımda sadece otobüs firmalarının sıkıcı yolculuklarında izlenecek filmler yapan adam olan Şafak Sezer çıkmamalı. Sen git reklam filmi çek kardeşim. Bırak sinemayı da başkaları yapsın.
Bu kutsal mı damacana mı her ne manasız isimli filmde bir de baktım ki bir zamanların bestseller’ı olmuş, sonradan filme uyarlanmış ve konusunu gerçek olduğu iddia edilen 1949′da geçen bir olaydan alan “The Exorcist”*le akıllarınca dalga geçiyorlar. Siz dönün de kendi bi tarafınızla dalga geçin!
Kitabını okurken dehşete düştüğüm sonradan filmini izlerken tekrar tekrar korktuğum bir şeytan çıkarma olayıdır mesele. ( *exorcist: şeytan çıkaran, exorcism: çeytan çıkarma)
1949 yılında, Washington’da 14 yaşında bir erkek çocuğunun Şeytan’ın etkisi altına girdiği ve seksüel anomalilerle karışık saldırgan davranışlarda bulunduğu duyuldu. Bu haber hızla yayılıyordu. “Washington Daily News”in haberine göre olay Katolik Kilisesi’nin müdahalesi ile durdurulmuş ve psikolojinin çaresiz kaldığı noktada “exorcism” devreye girmiş ve “Washington Parapsikoloji Derneği” ile de işbirliği yapılmıştı.
Bu ironik olay geniş çapta sansasyona neden olduğu için ilgili kayıtlar ve sonuçlar Georgetown Üniversitesi’nin tarih bölümünde Prof.Rahip Thomas Bermingham tarafından anlatıldı. İşte o anda sınıfta bulunan öğrencilerden birisi de yıllar sonra “The Exorcist” romanını yazacak olan William Peter Blatty idi.

Roman basıldığı 1971 yılında bestseller olması bir yana filmin vizyona girdiği 1973 yılında da “The Exorcist” filmi tüyler ürperten sahneleriyle fırtınalar kopardı. Tabii ki ve maalesef her tutulan ve gişe yapan film gibi bunun da başarısız devam filmlleri çekildi. Film ve kitapla ilgili bilgileri aldığım siteden daha da ayrıntısını merak edenler faydalanabilir.
Filmi görmemiş olan büyük çoğunluk burdan resimlerini ve devam filmlerini görebilir.
Damacana? Kutsal? Seks? Nerden nereye geldik? Maalesef böylesine dinle ilgili(başka bir din de olsa), böylesine mistik, böylesine açıklanamayan bir konuyu üstelik de kendi inanış ve yaşayış biçimimize bu kadar aykırı bir meseleyi maskaralık uğruna ele alabildiğimiz ülkemizde ben böyle damacananın ta—– diyebilecek bir genç de çıkacaktı.
Can Dündar’a katılarak soruyorum:
Büyük çözünürlükte çıplaklıkla doldurulan küçük kafalar o asansör kabininde damacana bulmasaydı kime tecavüz edecekti acaba?
Tecavüze uğramış genç kadının vücudundan hangi adli tıp kurumu hangi spermi bulacaktı acaba?
Mutfağınıza aldığınız ve “iyi su” diye çocuklarınıza içirdiğiniz damacananızdan su numunesi aldığınız zaman Hıfzısıhha kimin spermini ayrıştıracaktı acaba?
Yazar: atacamadesert |Kategori(ler): Dalgalı Bulutlu, Entresan, HaBeRLeR.., Kafamı Bozanlar, Memorystick, Multimedya, Sinema | 3 Yorum →
Şimdiye kadar sizlere birçok sitenin tanıtımını yaptım. Bu yazımda küçük yaştaki internet kullanıcıları için bir oyun sitesinden bahsedeceğim.Sürekli yeni oyunların eklendiği Cool Oyun da zamanınızı en iyi şekilde eğlenerek geçirebilirsiniz.Site de hiçbir şekilde zararlı içerik bulunmadığında çok rahatlıkla oyun oynayabilirsiniz.Ne tür oyunların bulunduğunu sıralarsak;Aksiyon Oyunları,Beceri Oyunları,Yarış Oyunları ve benim en sevdiğim kategori olan Zeka Oyunları başlıca kategoriler arasında yer alıyor.Oyun çeşitliliği ve kalitesiyle,kısaca en güzel oyunlar bu sitede diyebiliriz.Ayrıca bu oyunların yanında eğlenceli animasyonları ve komik videoları da izleyebilirsiniz.En güzel oyunların bulunduğu bu sitede oyun oynamak isterseniz www.cooloyun.com adresini ziyaret etmeniz yeterlidir.
Yazar: adZbot |Kategori(ler): IKC Reklam, Oyun | 2 Yorum →
Geç olsun da güç olmasın. Seyrettik. Ama netten olmasaydı iyiydi. Bir ‘I’ll be back’ repliği hayranı olarak filmin yaklaşık 1/5lik kısmının nereye gittiğini merak ediyorum. İzlemiş olanlardan rica ediyorum. Marcus şahsiyetinin pilot kızla yanan ateş kenarındaki ormantik hali ile John Connor’ın onu yüzünün yarısı metalik boya farkı ödemiş bir halde bulduğu ana kadar ne geçti ise bana anlatsınlar. Merak içerisindeyim.
Gelelim Marcus meselesine. Bir zamanların en duygulu/travmatik/savaşlı/aşklı ve herşeyli filmi ‘The English Patient’ ı seyrederken Ralph Fiennes için yaptığım bir yorum vardı: ”Yaw adamın tüm yüzü yanık ama tek gözü ile rolü götürdü beaaa!”
Bu Sam Worthington da ölüm döşeğindeyken de yarı metalik kafa şeklindeyken de pek hoş görünüyordu. Allah sahibine bağışlasın. Zaten adam doğuştan ve ölüşten şanslı. Anlatayım:
Bu Marcus kardeş birden dünyaya düşer. Ama dünya berbat olduğu gibi heyhaat Amerika da ayvayı yemiştir. Yıl: 2018. Olayları tamamen anlatacak değilim. Bir uçak düşer ve pilotu yarı yıkık bir elektrik kulesinde paraşütle asılı kalır. Bu Marcus pilota yardım için tırmanır. Eğitimli pilot nasıl ulaşamıyorsa bacağındaki bıçağa Marcus’a söyler bıçağı al diye. Sonra bıçağı Marcus’tan alır ve kör bıçağım kimseleri kesemem şarkısındaki gibi 3 dakika kadar paraşütün ipini kesmek için uğraşır. Hani alıştığımız bir darbede hırt diye kesilmez ip! Herneyse olayın en can alıcı noktası pilotun kaskını çıkardığı andır: Başından beri Williams diye bir erkek adıyla anılan pilotumuz meğer siyah beline kadar saçlı bir içim su bir hatundur!!! Adamdaki şansa bak! Yeniden doğ, batsın bu dünya olsun ama karda açan çiçek gibi çölde yağan yağmur gibi bir kadın sana denk gelsin
Şimdi asıl John Connor olayına gelelim. Bir zamanlar He-Man diye bir çizgi film vardı. Bu He-Man’in de bir kaplanı. Kaplan normal zamanlarda ‘titrek’tir ama ‘gölgelerin gücü adına’ denince ‘atılgan’ oluverir. İşte bizim John Connor da geçmiş Terminator bölümlerinde dünyayı kurtaracak adam sensin falan dendiğinde bir nevi ‘titrek’ haller alıyordu. Ama son bölümde o olduğundan emin olmak için filmi durdurup IMDb den kontrol ettiğim Cristian Bale arkadaşımız sayesinde ‘atılgan’ olmuş ki ne olmuş. İyi adamken bile kötü adam gibi görünebilen tek aktördür herhalde! Böyle sürekli kirli paslı-ne de olsa makinelerle savaşıyor- hiç gülümsemeyen bir surat, ama telsizden ’this is John Connor’ dediğinde yeri göğü titreten bir karizma!
Cristian Bale’i seviyoruz. IMDb’deki profil resmi ne kadar kötü olsa da biz bu arkadaşı taaa Güneş İmparatorluğu (1987/ Steven Spielberg) filminden beri takip ediyoruz. İkidir Bruce Wayne/Batman oluyor hayran kalıyoruz. Mutlaka izlemeniz gereken The Prestige (2006/ Cristopher Nolan) filminde Hugh Jackman’ın da Cristian’ın da önünde saygıyla eğiliyoruz.
Bu kadar çok bilgi ve bağlantıdan sıkılmış olarak huzurlarınızdan ayrılıyoruz
Yazar: atacamadesert |Kategori(ler): HaBeRLeR.., Memorystick, Multimedya, Sinema | Yorum Yok →
Bildiğiniz gibi çağın en büyük gereksinimi haline gelmiş Bilgi ve Teknoloji sektörü her geçen gün çığ gibi büyümektedir. Bu kadar ilgi duyulan bir sektörde tabiki işi iyi yapan firmaların rekabet gücü dahada artmaktadır. Bunlardan bir Bursa firması olan Nette İnternet Teknolojileri firmasını da göserebiliriz. Yaklaşık 1 yıldır faaliyet gösteren Nette İnternet Teknolojileri diğer benzer firmalar gibi sadece web tasarım hizmeti vermeyip reklamcılık , seo optimizasyon çalışmaları gibi bir çok alanda da destek vermektedir. En çok ilgimizi çeken tarafıda kendi yayın gurubu olmuştur. Eskilerin anasına bakarak kızı alma felsefesi yeni jenerasyonda yaptıkları çalışmaya bakarak hizmet almaya taşıdılar. Bu anlamda örnek gösterebilecek çok güzel çalışmaları var Nette firmasının. Oyun sektöründe oyunlife.com herkesin ilgisini çeken onbinlerce kişinin takip ettiği bir web sitesi oldu. İçerisinde çoçuk oyunlarından kız oyunlarına, çizgi film oyunlarından zeka oyunlarına iyi vakit geçirecek bir çok oyun bulmak mümkün. Sitede varmısın yokmusun oyununuda tavsiye etmeden geçmek istemiyorum:) Sektöre anlamda Türkiye’nin en popüler firma rehberi sitesi olan e-sirket.com da Nette tarafından yayına sokulmuştur. Eğer tam bir haber tutkunu iseniz ve gündemi yada günlük gazeteler takip etmek istiyorsanız haberkolik.com.tr ile Nette bu alanda da size en güzel şekilde hizmet etmektedir. Yeni yayına aldıkları bir diğer proje de kilolarından rahatsız olan internet kullanıcıları ilgisini çekecek rejim sitesi rejimde.com’ dan da büyük bir başarı bekliyor Nette. Bu yayın gurupları içerisinde daha bir çok siteyi saymak mümkün. Siz en güzeli internet projeniz varsa nette uğramadan geçmeyin…
Yazar: adZbot |Kategori(ler): IKC Reklam | Yorum Yok →