Güncelleme var, idare edin şimdilik..


‘Memorystick’ Kategorisine Ait Yazılar

“VEDA” ederken ağlattın beni zalim!28.02.10

06.02.2010; tarihinde dakikası saniyesine şu anda(20:55 bunları söylemişiz: 

filmin sitesini ziyaret ettiğinizde arka planda çalan müzik tanıdıktır. livaneli nin 1999 yapımlı london symphony orchestra plays livaneli albümününü açılış parçası olan 4.37 dakikalık movement no 1 olarak isimlendirilen parçadır.bu, daha önceki filmleri için bestelediği parçalardan biridir. mutluluk filminde de aynısını yapmıştır. çeşitli önceki bestelerini copy-paste! nasıl bestecilikse? inşallah bu film için yeni bişiler bestelemiştir dedirtiyor kendileri.

başroldeki oyuncunun ıhlamurların altından kalkıp gelmesi hiç hoşuma gitmedi. tabii böyle oturduğun yerden “neden atatürk e benzeyebilecek başka ve yüzü eskimemiş bir oyuncu seçilmedi başrol için?” diye ahkam kesmek kolay biliyorum. ama türk kanallarında oynayan yerli dizilerden zerrece hazzetmeyen, es kaza kanalları tararken bile hangi dizi nerde başladı hangisi nerde bitti farkedemeyen şahsım adına; dizilerden kopup gelmiş bir atatürk tiplemesi fagman itibariyle şık görünmüyor.

bekliyoruz, vizyona girsin, seyredelim. çemkirmeye ondan sonra devam ederiz.

sen ıhlamurlar altından kalk gel. tam kalbime mustafa kemal olarak saplan! olacak iş mi?

önce bi izleyelim sonra çemkirelim demiştim. filmin başından sonuna o kadar çok ağladım ki çemkirecek nefesim kalmadı.

 ne var ki seyrettikten sonra bu (27.02.2010) gün tam dakikası saniyesine şu anda( 23:44); bunları demişiz:

ağlattın beni zalim:

bir bütün olarak baktığınızda bazı meşaz veriyorum meşaz replikleri hariç insanı alıp götüren, o delici mavi gözlere*-kendi adıma- aşık olarak filmden ayrılmamı sağlayan, mustafa kemal’i türk parası üstündeki resim ve okulumun önündeki büst olmaktan çıkarıp; gözümde etten kandan bir şekle sokmayı başarabilen, keşke savaş sahnelerine zülfü livaneli yeniden müzikler besteleseydi dedirten, çanakkale şehitlerini gösterdikleri sahnede bu memleketin bir kuruşluk yerini bile bir zamanlar vermemek için kanımızı akıttığımız düşmanlarımıza satan her türlü vatan haini için beddua ettiren ve bu yazıları yazarken hala gözlerimin yanmasına sebep olan filmdir.

Kategori(ler) Aşk Meşk, Kişisel, Memorystick, Sinema, Tarih | Yorum Yok →

Koş hanım koş senin iPhone büyümüş adam olmuş!!29.01.10

Bilişim devi Apple, haftalardır merakla beklenen dizüstü bilgisayarlarla iPhone arasındaki bir ‘üçüncü tür’ olarak nitelenen iPad adlı yeni tablet bilgisayarını tanıtmış.  Gazetede bi baktım benim iPhone nun “gigantism”e (dev hastalığı)  yakalanmış babası mı desem dedesi mi desem öle birşeyin resmi. Noluyoruz dememe kalmadan meğer iPad miş bunun adı. E vatana millete hayırlı olsun. Gazeteler kitaplar falan okunacakmış. Kağıttan tasarruf. Okumayan milletime okuma alışkanlığı kazandırır inşallah!

Büyük bir iPhone’u andıran cihazın tanıtımı, Apple’ın Yönetim Kurulu Başkanı Steve Jobs tarafından San Francisco’da gerçekleştirilmiş.

 

 

 

 

Yine tek tuşu varmış. Merak ettim pili de dahili mi? Kilitlenince ya da takılınca ne yapılacak? Sık sorulan sorular ne kadar sıklıkla sorulacak? Nerde buna cevap verecek bir yetkili ha nerde!?

Dokunmatik ekranlı yeni cihaz, bilgisayar ve akıllı telefon arası çok fonksiyonlu tablet bilgisayarı olarak pazara sunulacak. Jobs, 10 saatlik pil ömrü olduğunu vurguladığı yeni cihazın dizüstü bilgisayarlarla iPhone arasındaki bir ‘üçüncü tür’ olduğunu söyledi. 2007′de çıkardıkları iPhone’dan bu yana en büyük yenilik olduğunu ve mart sonundan itibaren satışa çıkarmayı planladıklarını açıkladı. Jobs, “Bu cihazın yaptığı şeyler olağanüstü. Şu ana kadar yaşadığınız en iyi internet deneyimini sunuyor.” diye konuştu. Büyük bir iPhone’u andıran cihaz; film izlemek, fotoğraf kaydetmek ve internette gezmek için kullanılabiliyor. 9,7 inçlik (yaklaşık 25 santimetre) dokunmatik bir ekrana sahip olan iPad, ürünün farklı hafızalarda ve Wi-Fi ile 3G bağlantılarına sahip olmak üzere farklı versiyonları bulunuyor. Tanıtımından önce ne gibi özelliklere sahip olduğu sır gibi saklanan iPad’ın, “devrim yapabilecek nitelikte” olduğu belirtiliyor.

Hani geleceği gösteren fimlerde insanlar havada giden toplu taşım sistemlerinde şeffaf bişi tutarlar ellerinde, gazete haberleri olur ama sürekli değişir. Minority Report da vardı öle bişiler sanırım. İşte iPad bunun atası! biraz incelecek. şeffaflaşacak. Katlanabilir hale gelecek. İlerde iSelpak falan gibi burnunu sil at modelleri bile çıkabilir mazallah :D

Apple, bazı gazeteler ve yayınevleriyle kitap ve gazetelerin bu yeni ürünle okunabilmesi için görüşmeler yapmıştı. Şirketin, bazı televizyon programları ve filmlerin de yeni cihazla izlenebilmesi için yayıncılarla ortaklık arayışında olduğu kaydediliyor. Apple’ın bu yıl bu cihazdan on binlerce satabileceği ve yıllık bir milyar doları aşan yeni bir pazar oluşturabileceği tahmin ediliyor.

 ABD’deki satış fiyatı, tipine göre, Apple’ın MP3 ve MP4 çalarlar ve bilgisayarları arasında yer alan 499 ila 829 dolar olacak yeni cihaz, satışlarını etkileyebileceği elektronik kitapların iki katı fiyata sahip bulunuyor. Eh korsanda neredeyse bedava olan kitapları alıp okumayan yeni nesil bayılın bakalım dolarları. Yada babalarınız bayılsın ne diyim.

Apple’ın patronu ayrıca, birçok büyük yayıncının desteğiyle oluşturulan yeni dijital kütüphane “iBookstore”a erişim imkânı sağlayan “iBooks” adlı uygulamayı da tanıtmış. İyi yapmış.

iPhone u taşıyamıyorduk. iPad i neremize sığdıracaz acaba??

Kategori(ler) HaBeRLeR.., Memorystick, Multimedya | Yorum Yok →

never..02.12.09

böylesine huzurlu bir umutsuzluk.. cevapsız kalmamalı.. ama cevap verecek kimse ortalarda yok. belki de hiç olmadı.. she never existed..

kaderin kızı“nda eliza böyle bir yolculuğa çıkar. sevdiğini bulabilmek için bir kıtadan diğer kıtaya bir geminin pis bir ambarında ışıksız yolculuk eder. bu sırada içinde sevgilisinden taşıdığı parçayı da doğamadan düşürür. daha sonraları o uçsuz bucaksız topraklarda at sırtında ve erkek kılığında kaybettiğini sandığı aşkını ararken artık neyi aradığını veya aradığı şeyin varolup olmadığını hatırlamaz hale gelir. ta ki..

bir sanrının bir yokluğun peşinde ne kadar yol alabilir insan? siste yolculuk eder gibi önünü görmeden, tabelalardan ve hangi şeritten gittiğinden bihaber arkadan hızla gelen birisi bana her an çarpabilir korkusu ile?

şu anda sevgine layık olmayan bundan on sene sonra da olmayacaktır merak etme söylemi suratıma taş gibi çarptı. artık ferhat göçer şarkıları daha az acıtıyor.

gözlerimden yaş gelmeyinceye kadar dinleyeceğim.

Kategori(ler) Kişisel, Memorystick | Yorum Yok →

Bozkırda deniz kabuğunu seyredemedim01.12.09

Yazdıkları yazılarda kalemlerini kamera gibi kullanan yazarlar okudum. Kaleminin gittiği yere sizi de götüren, yazdıklarını gözlerinize resmederken, insanların seslerini hani burnunuzu yaklaştırsanız nerdeyse kokularını duyabileceğiniz yazarlar okudum.

Kitap yazarken özel efektlerden faydalanamaz bir yazar. Türlü Hollywood hilelerine başvurarak, bilgisayar animasyonlarını görüntü akışı içine yerleştirerek kocaman ordular, sınırsız siberşehirler, günümüz şehirlerinin beşyüzyıl öncesi hallerini yaratamaz. Tek bir özel efekt hakkı vardır: kelimelerinin dizilişi.

Çektikleri filmlerle dünyayı peşlerinden sürükleyen yönetmenler seyrettim. Büyük katliamları, soykırımları, faciaları anlatmak için çok para harcadıktan sonra ödüllerini bu katliamlarda soykırımlarda facialarda ölenlere ithaf etmekten de geri kalmayan yönetmenler seyrettim. Ya da hayalgücünün derinliklerinde ne canlandırıyorsa onu insanoğlunun her geçen gün kötüye giden geleceğiyle yaftalayarak bize görsel, düşünsel, sessel, efektsel uçarı ve akıl almaz bir şölen sunan yönetmenler seyrettim.

Hep bu elbisesiz insanları ya da insansız elbiseleri anlatanların yanı sıra, bir elbise dikip içindeki insanın insan olmasını sağlayabilen birilerini de seyrettim. Kamerasını hayata çeviren ama hayatı değiştirmeden, daraltmadan, bozmadan ama hayata karşı şüphe duyarak, onu merak ederek, ona haykırarak hayatı anlatan birilerini de seyrettim.

‘Bozkırda deniz kabuğu’nu seyredemedim ama. Bundan beş yıl önce ‘Karpuz kabuğundan gemiler yapmak’  adlı ilk ve şimdi artık bugün ’son’ olmuş filmini çeken Ahmet Uluçay, beyin tümörüyle yıllarca mücadele ettikten sonra zatürreden tedavi gördüğü Çapa Tıp Fakültesi’nde dün vefat etti.

Henüz doğmamış olan filmini yetim bıraktı, doğmuş büyümüş filmini de bize hediye.

Biliyorum, bizde babası doğmadan ölmüş yetimi sahipsiz bırakmazlar. İsmi bile konmuş bu eserin tamamlandığı günü sabırsızlıkla bekleyeceğim.

Kategori(ler) Dalgalı Bulutlu, HaBeRLeR.., Hayat - Ölüm, Kafamı Bozanlar, Memorystick, Sevgi İşi, Sinema | Yorum Yok →

Sıcacık..25.11.09

sıcacık erik/tarçın çayı var.. poaçaları dünden pişirdim taze.. buyurun..

burdan yakın..

http://atacamadesert1.blogspot.com/2009/11/sabah.html

Kategori(ler) Aşk Meşk, Dalgalı Bulutlu, Hayat - Ölüm, Kişisel, Memorystick | 1 Yorum →

Sayın Gilette yetkilileri12.11.09

Pek bi Sayın Gilette yetkilileri;

Geçen sene bunu yaptınız bişi demedik. Ama bu sene de aynısı olunca üzüldük, parçalandık. Tamam patron için çalışan bir blog kölesi olabilirim. Yalnız işçilik ucuz diye Çin’den de yolluyor olabilirim yazılarımı. Burda bana patron haftada iki dolar veriyo. Sigorta yok bişi yok. Çoluk çocuk ve kedi(ler) geçinip gidiyoruz.

Lakin erkek-egemen bir meselede fikrimiz olmayacak diye birşey yok. Bizim de traş olabilen insanlar var hayatımızda sanırım. Demem odur ki:

Orda bir Gilette var kutuda

O Gilette bizim jiletimizdir

Deneyemesek de

Titretemesek de

O bizim Gilette’imizdir

der bağrımıza basardık emin olun. Ya da deneyecek titretecek birilerini bulur, yanaktan bir öpücükle çözerdik meseleyi kökünden.

Duyurum olsun. Gilette reklamında kadın-erkek ayrımcılığı son olsun.

Kategori(ler) Kafamı Bozanlar, Kişisel, Memorystick | 1 Yorum →

Atatürk öldü!10.11.09

Atatürk öldü. Yüreğimde yaşamıyor. İnsanın annesi babası falan ölürse yüreğinde yaşamaya devam eder. Bir ulusun kuruluş ve kurtuluşunda liderlik etmiş bir asker ve devlet adamı insanların yüreğinde yaşamaz.

İçi boşaltılmış büstleri ve heykelleri ile bayrağı Atatürk taşıyamaz. 71 sene önce ölmüş ve bize yapmamız gerekenleri satır aralarında da değil bizzat satır satır anlatmış bir lidere daha ne kadar sırtımızı dayayabiliriz?

Mezarından kalkıp gelip bugünleri görse der hüngür hüngür ağlarız. Atam sen kalk da ben yatam der yine ona bel bağlarız. Hayır Atatürk kalkmasın yattığı yerden! Kemikleri bile kalmamıştır zaten nereye kalkacak! Sağlam kafalı, sağlam vücutlu, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür, zeki çevik ve ahlaklı değil miyiz hepimiz? Neden o ölmüşken kalksın da sapasağlam biz yatalım? Neden sen kalk  da ben yatam kolaylığına girişiyoruz? Bütün bir 70 milyonluk millet herkes yatacak Atatürk kalkıp yerimize çalışacak di mi!

İki boyutlu resimleriyle kandırdınız bizi Atatürk’ün. Bütün ilkokul hayatım boyunca Mustafa Kemal’in hayatındaki en önemli şeylerin kargalar olduğunu sanarak büyüdüm. Sonra da adının Mustafa’yken Mustafa Kemal olması! Aman ne önemli! Bu adam kaç dil biliyordu? Ömründe hangi kitapları okudu? Nelere kafa yordu? Zamanının hangi liderlerine gıpta etti? Kimi örnek aldı? Kimden nefret etti? Kime taptı?

Yok annesi  istememiş de babası bilmemne okuluna yollamış da! Bir büyük devlet adamı hatta düşünür için ne basit hayat hikayesi!

İçi boşaltılırken kenarları kıyıları boşaltmayı da ihmal etmemişler. Atatürk Cumhuriyet’i kurdu! Yok deve! Tek başına mı karar verdi? Mesela ne bileyim Tayyip Erdoğan bugün yatıyor gece ve sabaha diyor ki ben Türkiye’ye monarşi kuracağım. Arayın basını gelsin. Açıklama yapacağım! Olabilir mi böyle bir şey?! 

Nerde arkasındaki kadim Türk ordusu? Nerde silah arkadaşları dediğimiz paşalar generaller? Ya da nerde aksi sesler? Cumhuriyeti kim kaybetmiş de biz bulduk efendi diye meclisi inletenler?

Cumhuriyet kurmayı da bir kişiye endekslerseniz millet Amerikalarda 4 Temmuz’da sokaklara dökülürken, burda bir milletin tüm evlatları anası bacısı çoluk çocuğuyla tırnaklarıyla söke söke kazanmış iken bu zaferi, sadece askeri erkan (a nın üstünde inceltme işareti var), mülki idare amirleri, bir kaç sivil toplum örgütü, lise ve ilkoöretim okullarından sabah körü zorla getirilmiş öğrenciler, madalyasını gururla ama bir o kadar da buruklukla taşıyan  gaziler bir de mahallede dükkanını erken açmış esnaf katılır 29 Ekim törenlerine.

Cumhuriyeti biz kurduk sizler yaşatacaksınız derken her 29 Ekim’de liselerarası kompozisyon ve resim yarışmalarında klasik topraktaki kan gölüne aksi düşmüş ay yıldızlı resimlerle ve “Atam izindeyiz ama izini sürerken köpek gibi burnumuzu yere sürtmekten imtina ediyorduk, o yüzden bir kaç tane Alman kurdu ile İngiliz av köpeği aldık. Kızmamışsındır herhalde!” temalı yazılarla geçiştirilmesini istememişti herhalde Atatürk!

Atatürk! Sen öldün! Bunu uzatmaya, sündürmeye, sürdürmeye gerek yoktur. Kurulmuş olanın taşının üstüne bir taş daha eklemediğimiz gibi bazı yerlerde de taş taş üstünde bırakmadığımız için biz beceremedik kalkın gelin siz devam edin diye gelmiş geçmiş devlet adamlarına yalvarmak ayıbı bizim olsun.

Sen kalkma Atam yatağından! Bize senin gibi rahat etmek düşmez! Bir millete bir kere liderlik ettin bu sana 7 kat cennette 7 kere hacca gitmiş gibi sevap sağlamıştır zaten eğer vaad edilen buysa. Bırak kendi çamurumuzda biz debelenelim. İndirt resimlerini heykellerini müzelerden sanat galerilerinden. Sanatı ve politikayı ve kutlamaları artık kendi ayaklarımız üzerinde durarak yapalım bir zahmet!

Sırtımızı bir 71 sene daha sana dayayarak değil!

Kategori(ler) Hayat - Ölüm, Kafamı Bozanlar, Kişisel, Memorystick | 1 Yorum →

Çünkü bu gece benimle sevişecek..06.11.09

You’ll never make me stay
So take your weight off of me
I know your every move
So won’t you just let me be
I’ve been here times before
But I was to blind to see
That you seduce every man
This time you won’t seduce me

diye başlar rahmetli MJ’ın Dirty Diana’sı (dayana diye okununca daha havalı oluyor). Herkes yine kendisi gibi siyahi şarkıcı olan ve bir zamanlar aşık olduğu hatta taptığı iddia edilen meşhur Diana Ross için yazıldığını sanmıştı bu şarkının. Ama açıklamasını yaptı Michael: bu şarkı müzisyenlerle tanışmayı, konser sonrası kapılarında beklemeyi yani hayranlığı profesyonelliğe dökmüş Diana isimli bir hatuna yazılmıştı.

Bundan bir milenyum önce (gene) Bon Jovi gelmiş idi Türkiye’ye. Konserine gideceğim diye yeminler ettiğim şahsiyet. Gittim tabii ki. Konser sonunda ben ve birtakım kendimize “salaklar” olarak isim takmış insanlar Conrad International’ın bahçesinde bir kartal arabanın steyşın kısmında sabahladık. Neymiş Jon’u görcez camdan da o da bize el sallayacak da. Ya da es kaza resepsiyondakiler uyur kalırsa otele dalacaz. Sanki Hollywood filmi anasını satayım. Jon da uyanır ve lobiye iner. Genç kızla gözgöze gelirler. Gel seni New Jersey’e götüreyim der. Orda çifliğimin kadını tavuklarımın annesi ol der. Kız da gider :D

Yok tabii öyle bişi. Kimseyi göremedik. Camdan bile el sallamadı. Dirty Diana falan olmadık. Ama şarkının devamını dinleyelim. Michael bunu yaşamış:

 She’s saying that’s ok
Hey baby do what you please
I have the stuff the you want
I am the thing that you need
She looked me deep in the eyes
She’s touchin’ me so to start
She says there’s no turnin’ back
She trapped me in her heart

Kıza yüz vermek istemez bizim Michael. Yorgunum ben, evde aşkım beni bekliyor falan der. Ama kız cevval. Adı üstünde ‘dirty’ :)

Şarkı heyecanlıca devam ediyor. Sonu güzel. Çok havalı:

Diana walked up to me,
She said I’m all yours tonight
At that I ran to the phone
Sayin’ baby I’m alright
I said but unlock the door.
Because I forgot the key.
She said he’s not coming back
Because he’s slepping with me

Michael sevgilisini arıyor. Canım birşeyim yok gelicem ama kapıyı kitleme anahtarımı unutmuşum derken Diana telefonu elinden kapıp: “gelemiyecek çünkü bu gece benimle sevişecek” diye şarkıyı bitiriyor.

Heyecan diye buna derim.. Allah hepinize versin.. Diana yani. ‘Dirty’ sinden :D :D

Kategori(ler) Aşk Meşk, Entresan, HaBeRLeR.., Hayat - Ölüm, Kişisel, Memorystick, Müzik, Tarih | Yorum Yok →

Hormonsuz Nevşehir patatesi organik patatese karşı21.10.09

Biz okula giderken organik=canlı, inorganik=cansız manasında kullanılırdı. TDK’nın ilgili sayfasına baktığınız zaman mecaz falan da dese bu manaları bulabilmek mümkün. Gelgelelim uzunca zamandır kafama takılan ama hep manav ve pazarcılarla espri mahiyetinde konuştuğum bir konuydu bu.

-Organik abula bunlar ORGANİİİİİİİİİİK!!

-Ne yani diğerleri inorganik mi?!?!? Cansız mı yani?!? Plastik mi :)

-Yok be abula! Nerden çıkardın!

-Haaa anladım. Organik diye bağırınca kilosu 5milyon oluyo. Bağırmayınca 3!

İşte böyle sonu gelmez muhabbetler. Taa ki bugün gazetede:

ORGANİK PATATES HASADI İÇİN DEVLET TÖRENİ DÜZENLENDİ

başlığını okuyuncaya kadar. Konya’da “Tarladan Sofraya Gıda Güvenliği Projesi” kapsamında Güneydere ve Evliyatekke Köyü Organik Patates Hasat Şenliği düzenlenmiş.

Biri bana anlatsın: Bu organik dediğiniz atadan dededen kalma, hormonsuz, mis gibi toprak kokan, kocaman kocaman aşırı büyümemiş, sadece kendi şeklini almış ürünler yetiştirmek değil mi? Ki TDK’ya bakılırsa tam üstüne bastım: Geliştirici veya olgunlaştırıcı bir kimyasal madde kullanılmadan doğal ortamda yetiştirilen ürün.

Ciks semtlerde organik ürünler satan mağazalar peyda olmuş. Bir gece vitrinlerine birileri sprey boyayla şunu yazarsa hiç şaşmayın:

ORGANİK MORGANİK DEĞİL BİLDİĞİN TAPTAZE MİSS GİBİ PATATES!

Kategori(ler) HaBeRLeR.., Kafamı Bozanlar, Memorystick | 1 Yorum →

Marge Simpson PLAYBOY’da!15.10.09

marge-playboy

Söyleyecek pek de bişi yok :) Dünyanın bir numaralı erkek dergisi yılların Marge Simpson’unu çıplak fotoğraf vermeye ikna etmiş. Bu konuda haylaz erkek çocuk Bart’ın ne dediği henüz merak konusu. Ama fotoğraflar için Homer’ın 3-5 bira parasına razı olduğu söylentilerini akıllı kız Lisa Simpson yalanlamış:

“Ben, önce özgür bir insan, sonra hür iradeli bir kadın, en sonra da açık görüşlü bir eş ve anne olarak bu pozları veren anneme büyük saygı duyuyorum. Bu fotoğraflarda ailemizi zedeleyecek hiçbir kötü unsur yoktur.”

Marge’ı cesaretinden ve cüretinden dolayı tebrik ediyor, “The Simpsons” ın 20. yılını kutluyoruz.

Not: Derginin bu sayısında Benicio Del Toro ile yapılan şöyleşide de böyle resimler var mı acaba? :D

Kategori(ler) Entresan, Gır-Gır, HaBeRLeR.., Memorystick | 3 Yorum →

  • OkuyorumDinliyorumSeyrediyorum

  • Abone Olun

  • RSS Dinlediğim Şarkılar

  • Son Yorumlar

  • RSS İzlediğim Videolar

  • Etiketcanlar

  • Entresan


  • iTaLiaNo20 K.M.