Güncelleme var, idare edin şimdilik..


‘Kişisel’ Kategorisine Ait Yazılar

“VEDA” ederken ağlattın beni zalim!28.02.10

06.02.2010; tarihinde dakikası saniyesine şu anda(20:55 bunları söylemişiz: 

filmin sitesini ziyaret ettiğinizde arka planda çalan müzik tanıdıktır. livaneli nin 1999 yapımlı london symphony orchestra plays livaneli albümününü açılış parçası olan 4.37 dakikalık movement no 1 olarak isimlendirilen parçadır.bu, daha önceki filmleri için bestelediği parçalardan biridir. mutluluk filminde de aynısını yapmıştır. çeşitli önceki bestelerini copy-paste! nasıl bestecilikse? inşallah bu film için yeni bişiler bestelemiştir dedirtiyor kendileri.

başroldeki oyuncunun ıhlamurların altından kalkıp gelmesi hiç hoşuma gitmedi. tabii böyle oturduğun yerden “neden atatürk e benzeyebilecek başka ve yüzü eskimemiş bir oyuncu seçilmedi başrol için?” diye ahkam kesmek kolay biliyorum. ama türk kanallarında oynayan yerli dizilerden zerrece hazzetmeyen, es kaza kanalları tararken bile hangi dizi nerde başladı hangisi nerde bitti farkedemeyen şahsım adına; dizilerden kopup gelmiş bir atatürk tiplemesi fagman itibariyle şık görünmüyor.

bekliyoruz, vizyona girsin, seyredelim. çemkirmeye ondan sonra devam ederiz.

sen ıhlamurlar altından kalk gel. tam kalbime mustafa kemal olarak saplan! olacak iş mi?

önce bi izleyelim sonra çemkirelim demiştim. filmin başından sonuna o kadar çok ağladım ki çemkirecek nefesim kalmadı.

 ne var ki seyrettikten sonra bu (27.02.2010) gün tam dakikası saniyesine şu anda( 23:44); bunları demişiz:

ağlattın beni zalim:

bir bütün olarak baktığınızda bazı meşaz veriyorum meşaz replikleri hariç insanı alıp götüren, o delici mavi gözlere*-kendi adıma- aşık olarak filmden ayrılmamı sağlayan, mustafa kemal’i türk parası üstündeki resim ve okulumun önündeki büst olmaktan çıkarıp; gözümde etten kandan bir şekle sokmayı başarabilen, keşke savaş sahnelerine zülfü livaneli yeniden müzikler besteleseydi dedirten, çanakkale şehitlerini gösterdikleri sahnede bu memleketin bir kuruşluk yerini bile bir zamanlar vermemek için kanımızı akıttığımız düşmanlarımıza satan her türlü vatan haini için beddua ettiren ve bu yazıları yazarken hala gözlerimin yanmasına sebep olan filmdir.

Kategori(ler) Aşk Meşk, Kişisel, Memorystick, Sinema, Tarih | Yorum Yok →

never..02.12.09

böylesine huzurlu bir umutsuzluk.. cevapsız kalmamalı.. ama cevap verecek kimse ortalarda yok. belki de hiç olmadı.. she never existed..

kaderin kızı“nda eliza böyle bir yolculuğa çıkar. sevdiğini bulabilmek için bir kıtadan diğer kıtaya bir geminin pis bir ambarında ışıksız yolculuk eder. bu sırada içinde sevgilisinden taşıdığı parçayı da doğamadan düşürür. daha sonraları o uçsuz bucaksız topraklarda at sırtında ve erkek kılığında kaybettiğini sandığı aşkını ararken artık neyi aradığını veya aradığı şeyin varolup olmadığını hatırlamaz hale gelir. ta ki..

bir sanrının bir yokluğun peşinde ne kadar yol alabilir insan? siste yolculuk eder gibi önünü görmeden, tabelalardan ve hangi şeritten gittiğinden bihaber arkadan hızla gelen birisi bana her an çarpabilir korkusu ile?

şu anda sevgine layık olmayan bundan on sene sonra da olmayacaktır merak etme söylemi suratıma taş gibi çarptı. artık ferhat göçer şarkıları daha az acıtıyor.

gözlerimden yaş gelmeyinceye kadar dinleyeceğim.

Kategori(ler) Kişisel, Memorystick | Yorum Yok →

Sıcacık..25.11.09

sıcacık erik/tarçın çayı var.. poaçaları dünden pişirdim taze.. buyurun..

burdan yakın..

http://atacamadesert1.blogspot.com/2009/11/sabah.html

Kategori(ler) Aşk Meşk, Dalgalı Bulutlu, Hayat - Ölüm, Kişisel, Memorystick | 1 Yorum →

Sayın Gilette yetkilileri12.11.09

Pek bi Sayın Gilette yetkilileri;

Geçen sene bunu yaptınız bişi demedik. Ama bu sene de aynısı olunca üzüldük, parçalandık. Tamam patron için çalışan bir blog kölesi olabilirim. Yalnız işçilik ucuz diye Çin’den de yolluyor olabilirim yazılarımı. Burda bana patron haftada iki dolar veriyo. Sigorta yok bişi yok. Çoluk çocuk ve kedi(ler) geçinip gidiyoruz.

Lakin erkek-egemen bir meselede fikrimiz olmayacak diye birşey yok. Bizim de traş olabilen insanlar var hayatımızda sanırım. Demem odur ki:

Orda bir Gilette var kutuda

O Gilette bizim jiletimizdir

Deneyemesek de

Titretemesek de

O bizim Gilette’imizdir

der bağrımıza basardık emin olun. Ya da deneyecek titretecek birilerini bulur, yanaktan bir öpücükle çözerdik meseleyi kökünden.

Duyurum olsun. Gilette reklamında kadın-erkek ayrımcılığı son olsun.

Kategori(ler) Kafamı Bozanlar, Kişisel, Memorystick | 1 Yorum →

Hanım Koş, Gillette Bıçak Göndermiş Yine12.11.09

La geçen gün, 6 aydır okumadığım Hotmail&Live ailesi e-posta adreslerime bir bakayım dedim. Artık GMail üzerinden kendi sitemizin e-posta adreslerini kullandığımdan pek önemsemiyorum onları, kaldı ki birincil posta adreslerime bile 15-20 günde bir bakıyorum. Neyse işte, o e-posta adreslerinin birinde, Fark-ı Kıpraşım(Titreşim aslında ama ben yazamıyorum) diye bir yerden posta gelmiş. Hayırdır acep Recep dedim açtım zımbırtıyı. Gillette’nin Türkiye’deki kampanyalarından sorumlu ablalar abiler göndermiş postayı.

“Aman Emre Bey, yine gönderdik yeni traş bıçakınızı gelmemiş evde bulamamışlar sizi. Hanımınız doğum yapıyormuş heralde amma velakin hastaneye de traş bıçakı gönderilmez diye kargocular ceplemişler tüh yazık.” diye. Ulen dedim yapılır mı bu bana? Daha geçen hafta 1.25 YTL’ye Gillette Blue 2 Plus aldım ben bakkaldan, ekonomik durum zaten vahim bi de o girdi hüe dedim koyverdim ağlamayı. Şaka lan, zaten Gillette Power Fusion Phenom hala sapasağlam duruyor ama Uşak’ta kalmış, gittik teneke traş bıçakına para verdik. Zaten ortada traş makinası da yok ya. Neyse işte, kargocu gelmiş ulen dedim alışveriş neyim de yapmadım netten, ne ayak ki filan açtık kapıyı. Emre Akalın dallaması kim la dedi kargocu, dedim önce o elini bi indir. Sonra kendime söylendim ahanda Gillette paket yollamış kesin. Benim yegenim hayırdır deyince bomba süsü verilmiş bir kutu çıkardı, geçen seneki traş makinası kutusu ebatında. Aldık açtık filan, karton siyah olmuş güzel olmuş ama aralara kırmızı da attırsalardı çok seksi olurmuş. Bir de köşeye barnak izinizi kaydedin açmadan önce diye hede hödö koymuşlar. Basmadım valla açtım direk. İçindeki bilgilendirme kağıdına ismimi yazmışlar, sanki TR’nin 34. cumhurbaşkanı seçilmiş gibi g*tüm kalktı nedense. Saçma. İyi dedim balsam bittiydi, öğrenciyiz diye de alamadık yenisini bu iyi oldu diye sevindim. Bu sefer makinanın ismine Stealth koymuşlar, aferin dedim iyi isim seçiyolar. 5+1 bıçaklı filan makina kurban da yaklaştı, iyi iş görür diye sevindim. Bir de yazı neyim yazın, site filan var ayağı var işin içinde ama bi halt anlamadım. Gönderdikleri e-postayı da yanlışlıkla sildim ne bok yiyeceğiz şimdi bilmiyorum. Sayın kampanya yetkilileri, bizlik bi iş varsa link attık bak trackbackten okuyun bilgilendirme e-postası atın bi zahmet. Üşengeç adamım ben :/ :)

Neyse sonra kardeşim kutuyu kurcalarken kabloyu keşfetti, ahanda harbi bomba bu. Parçaladım kutuyu kırmızı ve mavi kablo aradım ama yok. Sonra barnak izine basalım da, patlayacaksak patlayalım oynayacaksak oynayalım ne olcaksa olsun be yav dedi kardeşim. Bir bastı, mekanik bir ablam “Sayın Emre Akalın, hebele hübele öp beni yi beni…” tarzı bişiler söyledi. Meğersem ses kaydı yapmışlar. İnşallah pilli filan değildir, güneş enercisiyle çalışıyordur. 20 yıl sonra torunlarıma dinletecem ben onu bir de bana pil masrafı çıkarmayın.O ablayı da özenle mi seçtiniz, ne ruhsuz bişiy o öle. Hiç kadın gibi gelmiyor, cazibe sıfır. Ulen o değil de bi İlhan İrem vardı, ne oldu ona?

Kategori(ler) Entresan, Kişisel | 2 Yorum →

Atatürk öldü!10.11.09

Atatürk öldü. Yüreğimde yaşamıyor. İnsanın annesi babası falan ölürse yüreğinde yaşamaya devam eder. Bir ulusun kuruluş ve kurtuluşunda liderlik etmiş bir asker ve devlet adamı insanların yüreğinde yaşamaz.

İçi boşaltılmış büstleri ve heykelleri ile bayrağı Atatürk taşıyamaz. 71 sene önce ölmüş ve bize yapmamız gerekenleri satır aralarında da değil bizzat satır satır anlatmış bir lidere daha ne kadar sırtımızı dayayabiliriz?

Mezarından kalkıp gelip bugünleri görse der hüngür hüngür ağlarız. Atam sen kalk da ben yatam der yine ona bel bağlarız. Hayır Atatürk kalkmasın yattığı yerden! Kemikleri bile kalmamıştır zaten nereye kalkacak! Sağlam kafalı, sağlam vücutlu, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür, zeki çevik ve ahlaklı değil miyiz hepimiz? Neden o ölmüşken kalksın da sapasağlam biz yatalım? Neden sen kalk  da ben yatam kolaylığına girişiyoruz? Bütün bir 70 milyonluk millet herkes yatacak Atatürk kalkıp yerimize çalışacak di mi!

İki boyutlu resimleriyle kandırdınız bizi Atatürk’ün. Bütün ilkokul hayatım boyunca Mustafa Kemal’in hayatındaki en önemli şeylerin kargalar olduğunu sanarak büyüdüm. Sonra da adının Mustafa’yken Mustafa Kemal olması! Aman ne önemli! Bu adam kaç dil biliyordu? Ömründe hangi kitapları okudu? Nelere kafa yordu? Zamanının hangi liderlerine gıpta etti? Kimi örnek aldı? Kimden nefret etti? Kime taptı?

Yok annesi  istememiş de babası bilmemne okuluna yollamış da! Bir büyük devlet adamı hatta düşünür için ne basit hayat hikayesi!

İçi boşaltılırken kenarları kıyıları boşaltmayı da ihmal etmemişler. Atatürk Cumhuriyet’i kurdu! Yok deve! Tek başına mı karar verdi? Mesela ne bileyim Tayyip Erdoğan bugün yatıyor gece ve sabaha diyor ki ben Türkiye’ye monarşi kuracağım. Arayın basını gelsin. Açıklama yapacağım! Olabilir mi böyle bir şey?! 

Nerde arkasındaki kadim Türk ordusu? Nerde silah arkadaşları dediğimiz paşalar generaller? Ya da nerde aksi sesler? Cumhuriyeti kim kaybetmiş de biz bulduk efendi diye meclisi inletenler?

Cumhuriyet kurmayı da bir kişiye endekslerseniz millet Amerikalarda 4 Temmuz’da sokaklara dökülürken, burda bir milletin tüm evlatları anası bacısı çoluk çocuğuyla tırnaklarıyla söke söke kazanmış iken bu zaferi, sadece askeri erkan (a nın üstünde inceltme işareti var), mülki idare amirleri, bir kaç sivil toplum örgütü, lise ve ilkoöretim okullarından sabah körü zorla getirilmiş öğrenciler, madalyasını gururla ama bir o kadar da buruklukla taşıyan  gaziler bir de mahallede dükkanını erken açmış esnaf katılır 29 Ekim törenlerine.

Cumhuriyeti biz kurduk sizler yaşatacaksınız derken her 29 Ekim’de liselerarası kompozisyon ve resim yarışmalarında klasik topraktaki kan gölüne aksi düşmüş ay yıldızlı resimlerle ve “Atam izindeyiz ama izini sürerken köpek gibi burnumuzu yere sürtmekten imtina ediyorduk, o yüzden bir kaç tane Alman kurdu ile İngiliz av köpeği aldık. Kızmamışsındır herhalde!” temalı yazılarla geçiştirilmesini istememişti herhalde Atatürk!

Atatürk! Sen öldün! Bunu uzatmaya, sündürmeye, sürdürmeye gerek yoktur. Kurulmuş olanın taşının üstüne bir taş daha eklemediğimiz gibi bazı yerlerde de taş taş üstünde bırakmadığımız için biz beceremedik kalkın gelin siz devam edin diye gelmiş geçmiş devlet adamlarına yalvarmak ayıbı bizim olsun.

Sen kalkma Atam yatağından! Bize senin gibi rahat etmek düşmez! Bir millete bir kere liderlik ettin bu sana 7 kat cennette 7 kere hacca gitmiş gibi sevap sağlamıştır zaten eğer vaad edilen buysa. Bırak kendi çamurumuzda biz debelenelim. İndirt resimlerini heykellerini müzelerden sanat galerilerinden. Sanatı ve politikayı ve kutlamaları artık kendi ayaklarımız üzerinde durarak yapalım bir zahmet!

Sırtımızı bir 71 sene daha sana dayayarak değil!

Kategori(ler) Hayat - Ölüm, Kafamı Bozanlar, Kişisel, Memorystick | 1 Yorum →

Çünkü bu gece benimle sevişecek..06.11.09

You’ll never make me stay
So take your weight off of me
I know your every move
So won’t you just let me be
I’ve been here times before
But I was to blind to see
That you seduce every man
This time you won’t seduce me

diye başlar rahmetli MJ’ın Dirty Diana’sı (dayana diye okununca daha havalı oluyor). Herkes yine kendisi gibi siyahi şarkıcı olan ve bir zamanlar aşık olduğu hatta taptığı iddia edilen meşhur Diana Ross için yazıldığını sanmıştı bu şarkının. Ama açıklamasını yaptı Michael: bu şarkı müzisyenlerle tanışmayı, konser sonrası kapılarında beklemeyi yani hayranlığı profesyonelliğe dökmüş Diana isimli bir hatuna yazılmıştı.

Bundan bir milenyum önce (gene) Bon Jovi gelmiş idi Türkiye’ye. Konserine gideceğim diye yeminler ettiğim şahsiyet. Gittim tabii ki. Konser sonunda ben ve birtakım kendimize “salaklar” olarak isim takmış insanlar Conrad International’ın bahçesinde bir kartal arabanın steyşın kısmında sabahladık. Neymiş Jon’u görcez camdan da o da bize el sallayacak da. Ya da es kaza resepsiyondakiler uyur kalırsa otele dalacaz. Sanki Hollywood filmi anasını satayım. Jon da uyanır ve lobiye iner. Genç kızla gözgöze gelirler. Gel seni New Jersey’e götüreyim der. Orda çifliğimin kadını tavuklarımın annesi ol der. Kız da gider :D

Yok tabii öyle bişi. Kimseyi göremedik. Camdan bile el sallamadı. Dirty Diana falan olmadık. Ama şarkının devamını dinleyelim. Michael bunu yaşamış:

 She’s saying that’s ok
Hey baby do what you please
I have the stuff the you want
I am the thing that you need
She looked me deep in the eyes
She’s touchin’ me so to start
She says there’s no turnin’ back
She trapped me in her heart

Kıza yüz vermek istemez bizim Michael. Yorgunum ben, evde aşkım beni bekliyor falan der. Ama kız cevval. Adı üstünde ‘dirty’ :)

Şarkı heyecanlıca devam ediyor. Sonu güzel. Çok havalı:

Diana walked up to me,
She said I’m all yours tonight
At that I ran to the phone
Sayin’ baby I’m alright
I said but unlock the door.
Because I forgot the key.
She said he’s not coming back
Because he’s slepping with me

Michael sevgilisini arıyor. Canım birşeyim yok gelicem ama kapıyı kitleme anahtarımı unutmuşum derken Diana telefonu elinden kapıp: “gelemiyecek çünkü bu gece benimle sevişecek” diye şarkıyı bitiriyor.

Heyecan diye buna derim.. Allah hepinize versin.. Diana yani. ‘Dirty’ sinden :D :D

Kategori(ler) Aşk Meşk, Entresan, HaBeRLeR.., Hayat - Ölüm, Kişisel, Memorystick, Müzik, Tarih | Yorum Yok →

Adımız “Andımız”dır!21.09.09

14 Eylül’de yeni model birinci sınıflar okula başladılar. Baktık inceledik, bizim ilkokula başlayışımızın üzerinden koskoca bir milenyum, bilmemkaç tane eurovision yenilgisi, bir kaç tane kuyruklu yıldız, 11 Eylül, 12 Eylül, 13 Ekim Ankara’nın başkent oluşu, 17 Ağustos depremi, ikinci köprü,  Ali Rıza Binboğa’nın ‘Öğretmen öğretir: Aaaaaaa,Beeeeee,Ceeeeee‘ şarkısı geçmiş olmasına rağmen milli eğitimimiz hala tabiri caizse bıraktığımız yerde otluyor.

Hala sabahları aynı andımız. Sadece ‘yasam’ yerine ‘ilkem’ dedittiriyorlar bebelere. Demek ki geçen yıllar içinde bu anddan sadece yasama-yürütme kurumu alınmış üzerine. Ama hiçkimse lojmanlarını, makam odalarını ve arabalarını yenilediği titizlikle son model birşeyler söyletmek derdinde olmamış çocuklara.

Halbuki hayatta ve doğacak olan çocuklarının diyetini yeterince ödemiş bir nesil olarak bizden sonra gelenlerin andımız okumalarına gerek yoktu bence. Aksine Atatürk’ün gençliğe hitabesini gençlikten anladıkları sadece 13-17 yaş grubu olan bazı görüntüsü yetişkin ama aklı bi boka yetişememiş kanun yapıcı ve bunu uygulayıcıların her sabah memleketi soktukları halden dolayı özür metni okuyarak başlamaları gerekir hayata.

Mesela şu konumda yeni bir and yazılabilir. Başında da ‘Updated And’ diye bağırabilir ey Türk gençliğim birinci vazifesi olarak her sabah:

“Türküm. Demokratik açılımla Kürdüm, Çerkezim, Çingeneyim, Lazım, Tatarım, Gagavuzum, Dadaşım. Hrant Dink cinayetinden sonra Ermeni’yim. Doğruyum. Çalışkanım. Yeşil kartlıyım, SSK’lıyım, Bağkur’luyum, çalışanım,  emekliyim. Aynı SGK çatısı altında ayrı ayrı muamele göreyim. İlkem sen çalış ben yiyeyim. Kardeşi kardeşe düşman edeyim. Açılımlara geleyim. Dünya Sağlık Örgütünden af dileyeyim. Bebek ölümlerini ört bas edeyim. Ölen bebekleri ayakkabı kutusunda gömeyim. Çöp tenekelerinde kesik başlarla gezeyim. Depremlerde kim vurduya gideyim. Mayın tarlalarında top koştururken koşturan ayaklarımdan olayım. Sellerde İstanbul’dan Yeşil Cami’ye kadar sürükleneyim. Sigortalı işçi iken sigortasız arabalarda öleyim. Varlığımı varlık vergisi oalrak armağan edeyim. İmralı’daki terörist başıma selam edeyim; bir gün herkes fenerli olur belki ama bu memleket asla sana kalmaz diyeyim.

Ne mutlu alt kimliğini bilene!”

Atam ne güzel demiş biz olayı sapıttırmadan önce:

Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümid etmediği bir müstesna mevcudiyetin tecellisine, yüksek sahna oldu. Bu sahna yedibin senelik, en aşağı, bir Türk beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgarları ile sallandı; beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurları ile yıkandı. O çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı, onların oğlu oldu. Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.”

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

İşte okullarda her sabah bu söyletilmelidir. Yoksa elli senelik andımızda ‘yasam’ yerine ‘ilkem’ dedittirmek değildir muasır medeniyet seviyesine erişmek beyler bayanlar!

özgürlük ve barış

tüm insanların özlemi olacak yarınlarda

anam bacım kardeşim

eşim dostum yandaşım

daha da mutluyuz yarınlarda

ağlama yoook, gülmek var

düşmanlık yook dostluk var

yarınlarda seni sevmek var

yarınlarda mutlu günler var

yarınlar benim yarınlar senin

yarınlar uzun yarınlar bizim

mutluluk şarkısı tüm insanların

gönlüne dolacak yarınlarda

canım gülüm sevgilim

balım dalım bitanem

daha da mutluyuz yarınlarda

Ali Rıza Binboğa’ya selam ediyoruz.

Kategori(ler) Dalgalı Bulutlu, HaBeRLeR.., Kafamı Bozanlar, Kişisel, Memorystick | Yorum Yok →

Benziyor Gibi Sanki16.09.09

Siteyi takip edenler ve yakın çevrem bilir ki, bende manyaklık derecesinde Laura Pausini hayranlığı vardır efenim. Gayet severek dinleriz, arada bi sigara yakıp fotoğraflarına bakarak iç çekeriz filan. Neyse işte, olayın detayına gerek yok. Sadece bu bahsettiğim hatunun Türkiye şubesini bulduğumu söyleyip, sizlere de soracağım “Cidden benziyor mu?” diye. Ha tamam çok aşırı benzemez, alakası yoktur filan tabi her görüşe açıkız. Ama bence benziyolar gibi la. Benzeyen Türk hatunumuzun adı yabancı değil, bizden. Seda Akman. Kim lan bu diyecek olanlara, Emret Komutanım’da oynayan baayan subay, Sonbahar dizisine yeni giren hatun, bir aralar kokain partisi yüzünden tutuklanan kadın işte. Ahanda resimleri koydum, isteyen bakar isteyen koklar. :)
seda akmanlaura pausini

Çok fazla benzedikleri anlar var ama uğraşıp bulamadım şimdi :/ Bana göre benziyolar arkadaş, ikisinden birisiyle mutlu mesut bi yuva kurabilirsem ne mutlu bana. Hatta 2 kişiyle evliliğin yapılabildiği bi ülkede olsaydık ikisini de isterdim :D Daha da abartıp, şu boş kalan kısma, bunlara benzeyen genç bi tane de olsa iyi olur desem mi ki? :/ :D

Kategori(ler) Entresan, Kişisel | 2 Yorum →

Tek elle kopça çözemeyen mağara adamı12.08.09

Brad Pitt ile Angelina Jolie’nin  evinin havuzunda yapay bi şelale ve şelalenin arkasında da yapay bir mağara varmış. Ben görmedim. Asoşeytıd Press ya da ona benzer bir şeyin yalancısıyım.

Başka bir sayfada daha önce yazdığım gibi. Çakma GUCCI pantolondan orijinal GUCCI POUR HOMME’a terfi etmiştik :) Ve çok da isabetli olarak “aynı parfümü tarlada terlemiş Mehmet Emmi üzerinde denemek ve Brad Pitt’in üç gün ahırda ineklerle uyumuş haliyle mukayese etmek istiyorum. Suya sabuna ve evrimleşmeye dokunmadığıma göre TÜBİTAK’tan teşvik alabilirim” demiştim.

Yanılmamışım. Üzerine orijinal GUCCI POUR HOMME dökülünce Mehmet Emmi bir seks ikonu olabilir. Çünkü güdüler karanlıkta kokuya odaklanır. Omurilik soğancığı bir süreliğine Mehmet Emmi’yi Brad Pitt ya da daha kötüsü Fight Club’daki partneri Edward Norton’muş gibi algılayabilir.  Ben ikincisini birincisine her türlü yeğlerim. Brad’in yüzü ve ismi çok eskidi. Ama omurilik soğancığım Mehmet Emmi’yi algılar algılamaz ne yaparım bilmem :D

Şimdi gelelim her gün bal yiyenin baldan bıkması meselesine. Beni egosu büyük diye tabir ettiğim adamları elinde çivili mağara adamlarından bahsediyorum sananlar var. İşte çivili mağara adamı öyle olmaz böyler olurmuş! Dünyanın gözü üzerinde olan bir çifti bile mağaralarda şelalelerin altında sevişmekte bulmuş çözümü. Üç gün ahırda ineklerle uyutturup getirtiyormuş Angie sevgilisini yanına. TÜBİTAK’tan teşviki o almış anlaşılan.

Erkekleri mağara adamı olarak mı görmek istiyoruz yoksa zaten hali hazırdaki mağara adamlarının kravatlarını çıkartıp onları doğal ortamlarına mı salıyoruz? Birşeyleşemediğimizi söylemiştim: Evrim henüz çarkını tamamlayabilmiş değil. İnanmamıştınız.

Önemli olan ucu sivriltilmiş ve çiviler çakılmış kazıklarıyla iki adımı zor atan ucube kahramanlar o kazıklarıyla kalbimizi de mi acıtıyor yoksa sadece bedenimiz mi  eziyet gören bunu ayırt etmek.

Gerisi zenginin yapay şelalesi züğürdün blogunu(burada kendime yönelik iyelik eki koydum bloga patron züğürt benim yani) doldurur hesabı. :D

Kategori(ler) Aşk Meşk, Entresan, HaBeRLeR.., Kafamı Bozanlar, Kişisel, Memorystick | 1 Yorum →

  • OkuyorumDinliyorumSeyrediyorum

  • Abone Olun

  • RSS Dinlediğim Şarkılar

  • Son Yorumlar

  • RSS İzlediğim Videolar

  • Etiketcanlar

  • Entresan


  • iTaLiaNo20 K.M.