Sakal.
Hanginiz bilir benim kadar
Karpuzdan fener yapmasını
Sedefli hançerle üstüne gülcemal resmi çizmesini
Beyit düzmesini
Mektup yazmasını
Yatmasını
Kalkmasını
Bunca yılın Halime’sini
Hanginiz bilir benim kadar memnun etmesini
Değirmende ağartmadık biz bu sakalı!
Ter döktük, gözyaşı döktük, kan döktük uğrunda.
Yol gittik, iz gittik, dere tepe düz gittik uğrunda.
Aşık olduk, aşkından öldük, peşine düştük, peşinden ağladık, peşini bırakmadık.
Sevdik sevmek yetmedi, sövdük sövmek yetmedi, söndük sönmek yetmedi, şarkılarda şiirlerde yandık.
Göklerde kartal gibiydik, yar olmadı bize deli, mapushanelerde demir parmaklıklara sarıldık.
Yar bize değil biz yare deli olduk.
Kalem de biz olduk, kağıt da. Yazıldık, çizildik, çözüldük.
Şairin yazdığını her seslendirdiğinde şarkıcı, kapalı kapılar arkasında kafamızı duvarlara gömdük.
Saçlarımızı yolduk, saçlarını yolup getirebilseydik bizden bu ömrümüzü çalanın..
Böyle kepaze hayatı sürüklemezdik..
Bir kaç mektupla bir sararmış resme bakıp da seni anmaya değmez, sana değmez dedik.
Sıfır dokuzyüzlü numaralar kadar sahte insanlarla kısa ve acısız adalara yelken açtık.
Vurunca dibine sakız rakısının birazdan daha fazla ağladık.
Bu gidişle bu aşk beni öldürür, kuluna bırakma sen al canımı demeye ramak kala frene bastık. Geri vitese taktık.
İşte tam burada arkamızı dönüp açık kapıdan çıkan biz olduk. Kimseye git diyemediğimizden ya da git diyebildiğimiz gidebilecek kadar şerefli olmadığından intihar süsü verilmiş gidişimizin ardından tarihe şu notu düştük:
Biri bana gelmesin.
Kimse bana gelmesin.
Şimdi benim yerime sevmek üzere dağılın.




