Güncelleme var, idare edin şimdilik..


“VEDA” ederken ağlattın beni zalim!28.02.10


06.02.2010; tarihinde dakikası saniyesine şu anda(20:55 bunları söylemişiz: 

filmin sitesini ziyaret ettiğinizde arka planda çalan müzik tanıdıktır. livaneli nin 1999 yapımlı london symphony orchestra plays livaneli albümününü açılış parçası olan 4.37 dakikalık movement no 1 olarak isimlendirilen parçadır.bu, daha önceki filmleri için bestelediği parçalardan biridir. mutluluk filminde de aynısını yapmıştır. çeşitli önceki bestelerini copy-paste! nasıl bestecilikse? inşallah bu film için yeni bişiler bestelemiştir dedirtiyor kendileri.

başroldeki oyuncunun ıhlamurların altından kalkıp gelmesi hiç hoşuma gitmedi. tabii böyle oturduğun yerden “neden atatürk e benzeyebilecek başka ve yüzü eskimemiş bir oyuncu seçilmedi başrol için?” diye ahkam kesmek kolay biliyorum. ama türk kanallarında oynayan yerli dizilerden zerrece hazzetmeyen, es kaza kanalları tararken bile hangi dizi nerde başladı hangisi nerde bitti farkedemeyen şahsım adına; dizilerden kopup gelmiş bir atatürk tiplemesi fagman itibariyle şık görünmüyor.

bekliyoruz, vizyona girsin, seyredelim. çemkirmeye ondan sonra devam ederiz.

sen ıhlamurlar altından kalk gel. tam kalbime mustafa kemal olarak saplan! olacak iş mi?

önce bi izleyelim sonra çemkirelim demiştim. filmin başından sonuna o kadar çok ağladım ki çemkirecek nefesim kalmadı.

 ne var ki seyrettikten sonra bu (27.02.2010) gün tam dakikası saniyesine şu anda( 23:44); bunları demişiz:

ağlattın beni zalim:

bir bütün olarak baktığınızda bazı meşaz veriyorum meşaz replikleri hariç insanı alıp götüren, o delici mavi gözlere*-kendi adıma- aşık olarak filmden ayrılmamı sağlayan, mustafa kemal’i türk parası üstündeki resim ve okulumun önündeki büst olmaktan çıkarıp; gözümde etten kandan bir şekle sokmayı başarabilen, keşke savaş sahnelerine zülfü livaneli yeniden müzikler besteleseydi dedirten, çanakkale şehitlerini gösterdikleri sahnede bu memleketin bir kuruşluk yerini bile bir zamanlar vermemek için kanımızı akıttığımız düşmanlarımıza satan her türlü vatan haini için beddua ettiren ve bu yazıları yazarken hala gözlerimin yanmasına sebep olan filmdir.

Yazar: atacamadesert |Kategori(ler): Aşk Meşk, Kişisel, Memorystick, Sinema, Tarih | Yorum Yok →

Çek Ordan Bir Porsiyon C# ve PHP25.02.10


Eveet güzel ülkemin güzel insanları. Uzun bir aradan sonra, sizlerle yine beraberiz. Ben neden yazı yazarken yavşakça ve ya Cem Ceminay tarzı bir giriş yapıyorum, bunu da bilmiyorum ya neyse.

Previously on lost. Yapma Ceek etme eyleme, Keyt bacım sen garışma bu işe. Dı aylınd vantıd diszz. Neyse çok sardık yine bugünlerde Lost’a.

Bu aralar malumunuz, 2009-2010 eğitim-öğretim yılının 2. dönemi başladı. Bize göre bahar dönemi yani. İçimde bir okula gitme, bir bilgi dağarcığı olma isteği var aman diyeyim ses etmeyin. Takım elbisemi çekip, liselere staja gidesim var. Onu da geçtim, daha C ve C++’ı tam bilmezken, deli gibi C# öğrenesim var. O da yetmedi, az boz olan PHP bilgimi de en üst düzeye taşıma isteğim var; boş geçmeyin cemaat bir iki lira atın geçerken.

Bilgeadam sağolsun, C# konusunda yardımcı oldu. Eğer aranızda bu yazıyı gören olursa ve de PHP ile ilgiliyseniz, güzel bir kaynak önerirseniz; çocuğuma sizin adınızı vericem. Hakkaten lan, şaka değil. Ama güllü dallı bir isim olmasın lütfen.

Uuu beybi, bugün Fenerbahçe’nin UAL 2. tur rövanş maçı var. Bir sürü de maç var iddaa’da. Güzel bir kupon yapma dileğiyle, aranızdan ayrılıyorum. Şimdi hafif sesli batı müziği ile sizi baş başa bırakıyorum. AS Roma da bu aralar iyi gidiyor maşallah, nazar değmesin. O değil de marul’un kilosu 6 lira olmuş aq.

Yazar: Emre A |Kategori(ler): AS Roma, Entresan, Üniversite, İnternet | 1 Yorum →

Koş hanım koş senin iPhone büyümüş adam olmuş!!29.01.10


Bilişim devi Apple, haftalardır merakla beklenen dizüstü bilgisayarlarla iPhone arasındaki bir ‘üçüncü tür’ olarak nitelenen iPad adlı yeni tablet bilgisayarını tanıtmış.  Gazetede bi baktım benim iPhone nun “gigantism”e (dev hastalığı)  yakalanmış babası mı desem dedesi mi desem öle birşeyin resmi. Noluyoruz dememe kalmadan meğer iPad miş bunun adı. E vatana millete hayırlı olsun. Gazeteler kitaplar falan okunacakmış. Kağıttan tasarruf. Okumayan milletime okuma alışkanlığı kazandırır inşallah!

Büyük bir iPhone’u andıran cihazın tanıtımı, Apple’ın Yönetim Kurulu Başkanı Steve Jobs tarafından San Francisco’da gerçekleştirilmiş.

 

 

 

 

Yine tek tuşu varmış. Merak ettim pili de dahili mi? Kilitlenince ya da takılınca ne yapılacak? Sık sorulan sorular ne kadar sıklıkla sorulacak? Nerde buna cevap verecek bir yetkili ha nerde!?

Dokunmatik ekranlı yeni cihaz, bilgisayar ve akıllı telefon arası çok fonksiyonlu tablet bilgisayarı olarak pazara sunulacak. Jobs, 10 saatlik pil ömrü olduğunu vurguladığı yeni cihazın dizüstü bilgisayarlarla iPhone arasındaki bir ‘üçüncü tür’ olduğunu söyledi. 2007′de çıkardıkları iPhone’dan bu yana en büyük yenilik olduğunu ve mart sonundan itibaren satışa çıkarmayı planladıklarını açıkladı. Jobs, “Bu cihazın yaptığı şeyler olağanüstü. Şu ana kadar yaşadığınız en iyi internet deneyimini sunuyor.” diye konuştu. Büyük bir iPhone’u andıran cihaz; film izlemek, fotoğraf kaydetmek ve internette gezmek için kullanılabiliyor. 9,7 inçlik (yaklaşık 25 santimetre) dokunmatik bir ekrana sahip olan iPad, ürünün farklı hafızalarda ve Wi-Fi ile 3G bağlantılarına sahip olmak üzere farklı versiyonları bulunuyor. Tanıtımından önce ne gibi özelliklere sahip olduğu sır gibi saklanan iPad’ın, “devrim yapabilecek nitelikte” olduğu belirtiliyor.

Hani geleceği gösteren fimlerde insanlar havada giden toplu taşım sistemlerinde şeffaf bişi tutarlar ellerinde, gazete haberleri olur ama sürekli değişir. Minority Report da vardı öle bişiler sanırım. İşte iPad bunun atası! biraz incelecek. şeffaflaşacak. Katlanabilir hale gelecek. İlerde iSelpak falan gibi burnunu sil at modelleri bile çıkabilir mazallah :D

Apple, bazı gazeteler ve yayınevleriyle kitap ve gazetelerin bu yeni ürünle okunabilmesi için görüşmeler yapmıştı. Şirketin, bazı televizyon programları ve filmlerin de yeni cihazla izlenebilmesi için yayıncılarla ortaklık arayışında olduğu kaydediliyor. Apple’ın bu yıl bu cihazdan on binlerce satabileceği ve yıllık bir milyar doları aşan yeni bir pazar oluşturabileceği tahmin ediliyor.

 ABD’deki satış fiyatı, tipine göre, Apple’ın MP3 ve MP4 çalarlar ve bilgisayarları arasında yer alan 499 ila 829 dolar olacak yeni cihaz, satışlarını etkileyebileceği elektronik kitapların iki katı fiyata sahip bulunuyor. Eh korsanda neredeyse bedava olan kitapları alıp okumayan yeni nesil bayılın bakalım dolarları. Yada babalarınız bayılsın ne diyim.

Apple’ın patronu ayrıca, birçok büyük yayıncının desteğiyle oluşturulan yeni dijital kütüphane “iBookstore”a erişim imkânı sağlayan “iBooks” adlı uygulamayı da tanıtmış. İyi yapmış.

iPhone u taşıyamıyorduk. iPad i neremize sığdıracaz acaba??

Yazar: atacamadesert |Kategori(ler): HaBeRLeR.., Memorystick, Multimedya | Yorum Yok →

Müjde Bey, Google’a kızkardeş geldi!28.01.10


çin ile google arasında çıkan kriz sonucu,  ismi kız kardeş anlamına gelen “ciecie”yi anımsatan bir isimle yeni bir arama motoru kuruldu.

bbc çince servisinin haberine göre, “goojje.com” internet arama motoru, çin yasalarına uygun bir şekilde filtrelenerek hizmet veriyor.

google’a benzer bir tarzda logoya sahip arama motorunun internet sitesinde “abisi kardeşi için kalıyor ve hala kız kardeşine düşkün” ifadesinin çincesine yer veriliyor.

http://www.goojje.com/

öte yandan reuters, “goojje”nin çin’de “ciecie” (kız kardeş) şeklinde anılmasını, google’ın çincede telaffuz edilirken “gıgı” (büyük birader) sesini vermesinden kaynaklandığı şeklinde değerlendiriyor.

patron bizi arattırdım yine youporn a giriş üzerinden çıkıyoruz goojje’de de. bu da çin e kapak olsun derim. :D

Yazar: atacamadesert |Kategori(ler): IKC Orjinal Kategorisi | Yorum Yok →

Avatar!28.01.10


filmden çıkınca nasıl araba kullandım nasıl eve geldim bilmiyorum sinirimden. öncelikle 3 boyutlu seyredenleri gani gani tenzih ediyorum. ve lakin 3. boyut gözlerinizi nasıl bürümüşse, o börtü böcek, yanar döner türlü hayvanat ve nebatat nasıl ağzınızı açık bırakıp salya akıtmanızı sağlamışsa kısa devre yapmanıza da sebep olmuş.

amerikan ordusunun girip çıkmadığı bir yer kalmadığı gibi şu dünyada; bir, ileri tarihli bir gezegende olabilecekler için hollywood a günah çıkarttırmadıkları kalmıştı, o da oldu işte. gandhi ile hintlilerden(gerçi orda emperyalist ülke ingiltere dir),out of africa ile afrika yerlilerinden, dances with wolves la amerikan yerlilerinden, schindler s list le yahudilerden özür dileyen zihniyet şimdi de ikibinbilmemkaç yılında olması olası –lan nolur nolmaz biz yaparız gider elin mis gibi gezegenine accaip silahlarla saldırırız dur hazır ele almışken filmini yapalım da özür dileyelim muhahahahaha– bir gezegen istilası için kolları sıvamışlar.

hayır ben her gün bu filmin 20 dakikalık çizgi film versiyonlarından seyrediyorum.
<bkz benten>
<bkz dexter ın lavoratuvarı>
<bkz fineas ve ferb>
<bkz casus köpekler>

bunların her birinde o üç beş seçme amerikalı dan çok daha yetenekli çocuklar ve hayvanlar dünyayı ve hatta evreni kurtarıyorlar her gün.

allahım hala sinirleniyorum yaaa. born on the 4 th of july daki tom cruise gibi sakat bir asker, lost taki melez polis kadın-michelle rodriguez pilot rolünde, sigourney weaver alien filmlerinden bu işlere yatkın nasıl olsa, eeee koskoca gezegeni kurtaran bunlar işte!! bir sürü mavi kocaman ve kuyruklu yaratıklar aleminden bi cengaver çıkmaz ama sakat amerikan askeri kocaman gezegeni kendi ordusuna karşı savaşmaya ikna eder!! yerim ben seni!!

3 boyutlu seyrederken beni alıp da o avatar ın içine yerleştiremediği sürece bu film için hassiktir diyoruz hassiktir diyoruz!!

ama oscar ı alır mı alır. o ayrı mesele.

bitmez bu amerikalıların günah çıkarması arkadaş.

bi dakka yaaa yahşi yaratıklar vardı vardı.. batılılar da vardı.. ok atan yerliler falan da vardı.. e ben de bir sürü güldüm..

anaa? ben n’ettim?

Yazar: atacamadesert |Kategori(ler): IKC Orjinal Kategorisi | Yorum Yok →

İnternetten müzik indirme yasağı gelsin(miş)04.01.10


u2 nun solisti bono tarafından yapılan müzik indirmeye karşı önlem çağrısı ile tekrar indirilen müziklerin namahrem olduğunu gündeme geldi.

haber şöyle devam ediyor: “şarkıların internetten indirilmesine karşı sıkı önlem alınmasını isteyenlere u2 nun solisti bono da katıldı”.

be hey güzel kardeşlerim! ben bu müzik/film ya da herhangi birşey indirmekten en hazzetmeyen insanlardan biriyim. emeğe saygı göstermek ve ücretini ödemek bir yana kendi müzik zevkim adına albümü olduğu gibi baştan sona dinlemek isterim.

şarkıları iğrenç programların kafadan alfabetik olarak dizerek sıraladığı sistemden nefret ediyorum. milletin bilgisayarına dosyaları yanlış şarkıcı veya yanlış şarkı adıyla kaydetmesiyle indirdiğin dosyadan bir cacık olmadığını görmekteyim. hatta film indirenlerin sık sık başına geldiği gibi recepivedik2 dosyasının altından porno film çıkmasına kadar paylaşımdan yapılan indirmeler başağrıtmaya devam ediyor.

be hey akıllı kardeşlerim! biliyorsunuz ki gençlik, orta yaş, ya da her yaş artık internet ortamıyla yatmakta, kalkmakta ve orda yaşamaktadır. şarkılarınıza, albümlerinize, filmlerinize insanların kolaylıkla ödeyebileceği miktarda bir şeyler talep ettiğiniz siteler çoğalsa ama bu her ülkede yaygınlaşsa!

apple store misali girip de “bu site ülkenizde desteklenmemektedir” (artık destekleniyor mu bilmem çoktandır bakmadım) gibi “hassiktir” içerikli bir yazıyla karşılaşmak çok mu hoşumuza gidiyor sanıyorsunuz??

memlekette (ya da dünyada) adam akıllı indirme (tamam parasıyla) sitesi var da biz mi şeetmedik?

varsa bilenler mail atsın. kafam bozuldu. gidip u2 dinlerken küfredecem.

not: patron sitenin rengi gözümü alıyo. çıktıktan sonra yıldızlar uçuşuyo gözlerimin önünde. istediğin buysa olmuş yani :)

Yazar: atacamadesert |Kategori(ler): IKC Orjinal Kategorisi | Yorum Yok →

Allah Razı Olsun27.12.09


Lan gariban site kılıklı şey, seni kim okuyor, kim takip ediyor inan ben bile bilmiyorum. Ama senin sayende beni takip eden, halimi hatrımı soranlar var. Onlara buradan yazının başlığını göndermek istiyorum.

En az 85 kere oldu, gecenin 3′üyle 5′i arasında biri geliyor siteye. Ne yapmaya ne etmeye bilemem geliyor incelemedim analitikleri. Belki de birbirinden farklı 58 kişi geliyor da olabilir neyse.

Geliyor, iletişmek için sayfasına gidiyor ve oradaki msn zımbırtısından bana yazıyor. Selam kelam filan ama adı sanı yok, sanırsın dünyaya 5 dakika önce geldi kim olduğunu bilmiyor. Bana yazmadan önce siteyi inceliyor ya da konsept pek değişmediği için aynı konsepti bildiğinden dolayı bana inceliyor gibi geliyor her neyse. O anki moral durumumu çıkarıyor ve bana sorular soruyor. Moral durumun taban mi, nasıl keyifler, düzelme var mı? gibisinden. Bazen de oo pek neşeli gördüm sizi filan diyor. Genelde geçerken uğrayan birisi modunda ama geçerken uğrayan birisi napsın lan beni?

Merak ediyorum, yaklaşık 3-4 yıldır devamlı süren bu moral yoklama işini kim yapıyor? Her seferinde farklı birisi oluyor ve tahminlerim oluyor da işte kim olduğunu o an öğrenemeyince deli oluyorum. Uğraşmayın lan benimle, size ne moral durumumdan. Uğraşıyorsan moralimi bozacak bir şey yapmışsın demektir. Kendini suçlu veya sorumlu hissediyorsun demektir. Çok umursuyorsan moral soracağına durumu düzelt ya da çık git hayatımdan. Anladın sen onu.

Yazar: Emre A |Kategori(ler): IKC Orjinal Kategorisi | Yorum Yok →

Wheel In The Sky*26.12.09


Şöyle uzun bir yola çıksam, dertsiz tasasiz ve cebimde bir ay yetecek kadar bir parayla.Önce çıksam Uşak’tan yola varsam güzellikler başkenti İzmir’e. Bornova’dan Çeşme, Seferihisar’dan Foça-Dikili yapsam baştan aşağıya. Güzelyalı’da yürüsem sahil kenarında, geçsem feribotla Karşı Yaka’ya. Sonra tadı çıktıktan sonra İzmir’in önce ver elini Manisa. Spil Dağı’nda bir güzel mangal yaksam tek başıma.

Karadeniz’in hiç görmediğim dağlarında eteklerde dolaşsam içime ter temiz havayı çekip. Yani kısacası aklıma hiç bir şeyi takmadan sadece gezsem, uyusam ve yemek yesem. Şu aralar çok iyi gelirdi ruhuma. Dinlenir ve geçmiş 5-6 yılda yapamadığım tüm her şeyi 2 katıyla yapar, vatana ve kendime daha hayırlı bir hale gelirdim. Özenle seçerdim arabamda dinleyeceğim müzikleri. Tek tek nakış nakış işler gibi. Yeri geldiğinde Türk Sana Müziği’nde makamlardan makamlara bir serçe gibi narince geçer; yeri geldiğinde metal müziğin aykırılığında arabanın direksiyonuyla savaşırım. Farklı tellerden müzik sevmenin en güzel yanı da bu olsa gerek.

Hani çıksam şimdi yola, gün daha batmaya başlamadan başlangıç noktası olan İzmir’e doğru. Kula’yı geçtikten sonra arkadan hafif bir müzik, Journey’den Wheel In The Sky. Tabi fazla kaptırmadan şarkıya kendimizi, arabanın lastiklerini gökyüzünde göreceğiz diye takla atmaya gerek yok :)

Yazar: Emre A |Kategori(ler): Dalgalı Bulutlu, Entresan | Yorum Yok →

Evet, Dengesizim. Hem de Çok..12.12.09


Hastalığımdan ötürü giremediğim vizelerin mazeret sınavları geldi çattı, onlara çalışıyordum ki mola vereyim dedim. Bu arada farkettiğim bir şeyi burada yazmak istedim, kime ne faydası olur bilmem. Çok da tın tabi.

Dün 11 Aralık’tı ve ben sessiz sedasız 23. yaşıma girdim ama ne giriş bana bir sorun. Neyse salla şimdi doğumgünü olayını, her sene oluyor sıkıcı bir şey, evet. 23 yıllık yaşantımda, bir parça da olsa önemli yer edinmiş kişilerin hakkımda düşündükleri ortak bir özelliğimi kabullendim bu mola esnasında. Kabullenmek demeyelim de, açıkça gördüm artık bunu, hiç şüphem yok.

Dengesizlik.

Evet ama bendeki dengesizlik öyle önemli bir şey değil, sadece söylediklerimde tutarsızlıklar yaşıyorum. Bu arada klavyemin içine bir şey kaçmış, z harfine basamıyorum a.. Neyse konuya dönelim, evet ben bir dengesizim. Duygu ya da düşünce olarak yaşamıyorum bunu, genelde söylemlerime yansıyor. Ha tabi ki, zaman zaman duygu ve düşüncelerimde de dengesizleştiğim anlar oluyor sanki hamile bir kadınmışım gibi ama genel olarak tarttığımda, çok etkili kararlar vermeme neden olmuş değiller. Ya da şöyle söyleyeyim, karşımdaki kişi beni dengesizlikle ithaf ettiği anda gerçekten ona söylediğim duygu ya da düşünceye sahibim ama bunu yansıtamadığım için, Asena kıvamında kıvırıyorum, çeviriyorum ve doğal olarak şizofren bir yapım varmış gibi gözüküyor.

Duygusal anlamdaki ilişkilerimde nedense bunu sık yaşadım, haber saldım National Geographic’e 2-3 bilimadamı gönderecekler, araştıracaklar bu olayı. Az önce yaklaşık yarım saat süren bir eylemde bulundum, gereksiz gözüken, hatta şu an için can sıkan bir eylemdi. Ama bu olaydan sonra, kendimdeki bu sorunu kabullenip çözüm yolları aramaya başladım. Yani çok da faydasız diyemeyiz bu olaya. Yaklaşık 3 ay içerisinde, kendimle muhteşem bir şekilde çeliştiğimi gördüm. O anları benden iyi bilen olamayacağı için adım gibi eminim ki, her çeliştiğim anda düşündüklerim aynıydı ama o anlarda neden böyle dengesiz bir davranış sergiledim bilmiyorum. Şimdi bunu araştıracağım ki ileride yine aynı sorun ortaya çıkmasın.

Ha bu yazıyı niye yazdım derseniz, önemli bir buluş yapmışım da basın toplantısı düzenlemek istercesine bir hava oluştu bende. Kararlılık ve tutarlılığımın, CM/FM Editor’de kendim belirlediğim gibi 20 üzerinden minimum 18 olmadığını gördüm. Ve genelde hep kaybeden olmamın sebebi de bu olabilir diye düşünüyorum. Eğer yüksek kararlılık ve tutarlılıkta oynasaydım, bu 3 ayda elime daha çok şey geçebilirdi diye tahmin ediyorum. İnsanların beni, benim gördüğümden ve bildiğimden farklı tanımasının bir sebebi de bu sanırım. Neyse, çözüm bulacağım buna söz veriyorum Hipokrat’a.

Bu arada Ekim’in sonlarına doğru 67 kiloya çıkarak, kariyer rekorumu kırmıştım ki; Kasım’ın sonunda 60 kiloya kadar düşmemin ve bir seferde 7 kilo vermek gibi acı bir rekoru kırmanın üzüntüsü var şimdi kulislerde. 50′lere gerilersem tribe girerim la ben, tamam kiloma önem veren birisi değilim ama ne o öyle kız gibi 58-59 kilo olmak. Acilen toparlanmam lazım.

Ayrıca bu aralar birileri ya da birisi çok deli sövüyor arkamdan, sol kulağım deli gibi çınlıyor. Bir çare de buna bulmak lazım, hımm..

Yazar: Emre A |Kategori(ler): Dalgalı Bulutlu | Yorum Yok →

never..02.12.09


böylesine huzurlu bir umutsuzluk.. cevapsız kalmamalı.. ama cevap verecek kimse ortalarda yok. belki de hiç olmadı.. she never existed..

kaderin kızı“nda eliza böyle bir yolculuğa çıkar. sevdiğini bulabilmek için bir kıtadan diğer kıtaya bir geminin pis bir ambarında ışıksız yolculuk eder. bu sırada içinde sevgilisinden taşıdığı parçayı da doğamadan düşürür. daha sonraları o uçsuz bucaksız topraklarda at sırtında ve erkek kılığında kaybettiğini sandığı aşkını ararken artık neyi aradığını veya aradığı şeyin varolup olmadığını hatırlamaz hale gelir. ta ki..

bir sanrının bir yokluğun peşinde ne kadar yol alabilir insan? siste yolculuk eder gibi önünü görmeden, tabelalardan ve hangi şeritten gittiğinden bihaber arkadan hızla gelen birisi bana her an çarpabilir korkusu ile?

şu anda sevgine layık olmayan bundan on sene sonra da olmayacaktır merak etme söylemi suratıma taş gibi çarptı. artık ferhat göçer şarkıları daha az acıtıyor.

gözlerimden yaş gelmeyinceye kadar dinleyeceğim.

Yazar: atacamadesert |Kategori(ler): Kişisel, Memorystick | Yorum Yok →

  • OkuyorumDinliyorumSeyrediyorum

  • Abone Olun

  • RSS Dinlediğim Şarkılar

  • Son Yorumlar

  • RSS İzlediğim Videolar

  • Etiketcanlar

  • Entresan


  • iTaLiaNo20 K.M.